İş Dünyası Kitaplarından 5



‘İYİ’DEN ‘MÜKEMMEL’ ŞİRKETE – JIM COLLINS

5.inci düzey yönetici kavramı üzerine temellendirilmiş olan bu eser herhangi bir organizasyonda mükemmelliği arayanlar için işlevsel bir kaynak. Yoğun araştırma ve binbir emekle “vasat” bir şirket, kalıcı olarak “mükemmel” bir şirkete dönüşebilir mi sorusuna cevap aranmış. Verilerin tespitlere, bilgiye dönüştüğü bir kaynak. Bir şirketi otobüse benzetecek olursak eğer, özellikle 5.inci düzey lider üzerine vurgusu ve stratejiden önce otobüse alınacaklardan başlanması konvansiyonel yaklaşımdan farklılık gösteriyor, ikna da ediyor. ”İyinin, mükemmelin düşmanı olduğunu” ve başarılı sonuçların mükemmel koşullardan değil, bilinçli tercihlerden kaynaklandığını okuyoruz. En kıymetli varlık insanlar değil, doğru insanlardır. Disiplin kültürü ile girişimcilik ruhunu birleştirebilmemiz durumunda mükemmel performansın simyasını yakalamış oluruz ve bu iyiden mükemmele götürür.

STARTUP – ERIC RIES

Girişimciler için okunulması gereken 100 temel eser belirleseler yadsınamaz bir şekilde bu eser aralarında olurdu. 1911 yılında Taylor: “Geçmişte, önce insan geliyordu; gelecekte, önce sistem gelmek zorunda.” İş planı yerine iş modelinin esas alındığı noktadayız. İş planı üzerinde zaman kaybetmenin ötesinde doğru iş modelini bulmak için “early adapters” dedikleri “erken benimseyenler” ile küçük ama sisteme hızlı adapte olabilen kitleye hitap edebilmek önemlidir. Nihai amaç ürünün geliştirilmesinden öte kullanıcı taleplerine göre sistemin ve platformun oluşturulup adapte edilmesidir. Kısacası, ne yapmalıyız ve kim için yapmalıyız ile hangi pazara girebilir ve hakim olabiliriz sorularını doğru cevaplamalıyız. Çok çalışmak değil, doğru çalışmak sözünün iş dünyasında ki yansıması: “Daha çok çalıştığımız için değil, müşterilerimizin gerçek ihtiyaçları doğrultusunda daha zekice çalıştığımız için oldu bu” olarak değerlendiriliyor. Girişimcilerin, yöneticilerin her bireyin yararlanabileceği, ufuk açıcı bir eser.

KAOS – TIM HARFORD

“Karmaşa” korkutucu gelir ancak yetenek ile birleştiğinde en güçlü formuna ulaşır. Karmaşa ile karşı karşıya kalan kim olursa olsun kendini ümitsiz, tedirgin bir konumda; tanıdık bir zirvede değil, bilinmeyen bir vadinin dibinde bulur. Ancak bu noktada yetenek, bilgi birikim, uzmanlığı devreye girer ve buradan çıkmanın yollarını aramaya başlar. Sonuçta doğru değerlendirildiğinde kendini yeni bir zirvede bulur. Belki eskisinden daha alçak, bakarsınız belki de daha yüksek bir zirvedir bu. Brian Eno’ya göre “Eski yöntemleri tekrar tekrar kullandıkça bazı konularda uzmanlaşırsınız ve klişeleriniz daha da klişe bir hal alır. Ancak yeni bir başlangıç noktası seçmeye zorlandığınızda, klişelerinizi değiştirip sihirli anlara dönüştürebilirsiniz.” Her ne kadar doğaçlama riskli olsa da; esnek, durumun gereklerine göre değişebilen ve son derece yaratıcı bir şeydir. Doktorlara getirilen başarılı ameliyat skoru, doktorların gerçekten ameliyat ihtiyacı olan riskli hastaları ameliyat etmekten kaçınmasına yol açmış hatta garanti başarı getiren ameliyatlar yapmaya başlamışlardır. Yazar kısaca, kaos ve çeşitlilik sizi korkutmasın diyerek yeteneğinizi, uzmanlığınızı ve benliğinizi kullanın diyor. Ayrıca kitabında örneklemler üzerinden giderek değinmelerde bulunması anlamlıydı.

HAYAT DENEN KAR TOPU (İŞ DÜNYASINA MEKTUPLAR) – WARREN E. BUFFETT

Dünyanın en büyük portföy yöneticilerinden biri olan Buffett’ın meşhur yatırımcı mektuplarından derlenen ders alınası bir eser. İnsanın hem bilgilerini yorumlaması, pekiştirmesi, yeniden gözden geçirip değerlendirmelerde bulunması açısından verimlilik sunuyor. “İtibar kazanmak 20 yıl alır, kaybetmek içinse 5 dakika yeterlidir.” diyen Buffett, daha akıllı olmak yerine daha disiplinli olmanın önemine vurgu yapıyor. İş kurmada en önemli tavsiyelerinden biri ise “Kurmaya niyetlendiğiniz iş hakkında yayımlanmış her şeyi okuyarak başkalarının bileşik deneyimlerini edinin ve planlarınıza onların bıraktıkları yerden başlayın.” Ayrıca kendisine hızlı ve inanılmaz paralar kazandıracak bir fırsat geldiğinde bundan kaçındığını belirtir. Çünkü bunun bütün parasını alacağını ve kendisini zarara sokabileceğini belirtir. Her şeyin zamanında gerçekleşmesi gerektiğine ve meritokrasi ile kurulmuş insanlarla yürümeyi tembih eder. Doğruluk, zeka ve uyumun ayrılmaz beraberliğine olan vurgulamaları da değerlidir.

AMAÇ – ELIYAHU M. GOLDRATT

Sorumluluk başkasının omuzlarındayken tavsiyelerde bulunmanın ne kadar olduğunu belirten yazar yalın üretim teknikleriyle beraber temel işletme konularına değinmesi, iş özel hayat dengesinin altını çizmesi, iş hayatındaki iletişimin ve koordinasyonun önemini belirtmesi önemliydi. Herkesin her an çalıştığı bir işletmede verimsizliğin olacağını belirten yazar gücün dengeli dağılımı, dikkatli kullanımı ve etkili kullanımın önemine vurgu yapıyor. Üretim süreçlerinin gelişimi çalışan verimliliği ile doğru orantılıdır.

OXFORD İŞLETME GRUPLARI EL KİTABI – ASLI M.ÇOLPAN, TAKASHI HIKINO, JAMES R.LINCOLN

Değerli üç akademisyenin önemli bilgiler sunduğu bu eser kendi araştırmaları sonucu bizi bir geçmiş yolculuğuna çıkarıyor. Türkiye, Arjantin, Hindistan, Meksika ve İsrail’in ekonomilerinin yükselişinde etkili olan işletme grupları (holdingler)’nın etkileri, misyonları ve devamlılıkları üzerine bir çalışma. Ülkelerin politik ekonomilerinin yükselişinde etkili olan özel ve devlet temelli kuruluşların yapıları, yönetim şekli ve yıllara göre büyüme hacimlerini istatistikler, tablolar ile destekleyerek önemli değerlendirmelerde bulunulmuş. Günümüz ile geçmiş arasında geleceğe adeta ayna tutan bir kitap.

İş Dünyası Kitaplarından 4



YATAĞINI TOPLA: HAYATINIZI VE BELKİ DE DÜNYAYI DEĞİŞTİREBİLECEK KÜÇÜK ŞEYLER – WILLIAM H.McRAVEN

Küçük, sıradan görünen, basit alışkanlıkların nasıl büyük döngüsel başarılı getiriler sağlayabileceği üzerine yazılmış ince bir kitap. Kıssalardan oluşan kitap emekli bir üst düzey Birleşik Devletler askeri görevlisinin ağzından kelimelere dökülmüş. Küçük şeyler doğru yapılmaz ise büyük şeylerin doğru yapılması mümkün değildir. İnsanın hayattaki küçük ama basit birtakım şeyleri gün içerisinde yerine getirmesi yarınlara dair taşıyabileceği umut seviyesini artıracaktır ve bu: Yatağını toplamak, iyilik yapmak, ezilenlere ses olmak olabilir. Bir söze vurgu yapılacak ise o da “Köpek balıklarının karşısında geri adım atmayın”

NOKTACOM SIRLARI – RUSSELL BRUNSON

Üniversite mezuniyetinin akabinde 1 yıl boyunca evinin bodrumunda çalışarak ciddi anlamda kazanç sağlamış olan yazar, büyük şirketlere hizmet satışlarına kadar uzanan hikayesinin ardındaki pekiştirmelerini anlattığı bir kitap. Satış potansiyellerinin artırımı, internette ziyaretçi trafiği sağlamanın yolları, satış senaryoları ve danışmanlık yaptığı firmalarda kullandığı akış tablosuna değin her anlamıyla bir çok konuda fayda sunan bir kaynak. İş dünyasında atılmış olan veyahut var olan adımların büyüklüğü fark etmeksizin birçok konuda yöneticilere birçok yoldan farklı düşünmelerini, evrilmelerini öğretiyor. Dolayısıyla senaryolar üzerine örneklemlerden ötürü sık sık başvurulabilecek bir rehber.

YENİ NESİL PAZARLAMA UZMANINDAN SIRLAR – RUSSELL BRUNSON

Youtube gibi sosyal medya mecralarından konuşmalarını takip ettiğim, yukarı paragrafta kendisinin bir başka kitabına değindiğim yazarın bu kitabı ise fikirlerin işletmelere dönüşebilmesinin tetikleyici rolü mahiyetinde. Her insanın doğuştan belli özelliklere sahip olduğu konusunda hepimiz hemfikiriz ancak zamanla öğrendiğimiz bilgilerle uzmanlaşma da sağlandığında bunun artık çalışan bir işletmeye dönüşmesi sanıyorum ki arzu edilen bir şeydir. Bu kitap da bunun nasıl, ne şekillerde olurabilirliği üzerinde yol haritası sunuyor. Fikirlerin yanı sıra mesajlarda önemlidir. Mesajlar kimi zaman şirketleri, evlilikleri kurtarır kimi zamanda yanlış verilen bir mesaj kaoslara sebebiyet verebilmektedir. Dolayısıyla yazar fikirlerin çalışabilir bir mekanizmaya (işletme), mesajların ise yanında bir yol açıcı konumda sağlanması gerektiğine dem vuruyor.

MARKA BİLMECESİ – DUNCAN BRUCE, DAVID HARVEY

İş yaşamını merkezine alıp marka kavramını yeniden konumlandırma noktasında farklılıklar sunuyor. Günümüz ulus ve uluslararasında ciddi miktarda marka bulunuyor ve artık marka, şirketler için gizli silah misyonunu yüklenmiş durumda. Bu durumda markanın şirketler için sürekli geliştirilip farklılaştırılması gerekilen varlığı yapıyor. Şirketlerin varlığı marka değerleri ile belirleniyor. Kitap ünlü markaların değerlendirilmesi ve yeni markaların yaratılma yolları ile var olanlar için farklı bakış açıları sunarak değer sağlaması önemli bir anlam ifade ediyor.

İŞ DÜNYASINDA EZBER BOZANLAR – GERRY THOMPSON, DAVID W.MELLOR

İş dünyasında farklı düşünüp bu doğrultuda karar alma cesareti ile aksiyona geçebilen yöneticiler tarih yazabiliyorlar, ezberleri bozabiliyorlar. Biz buna günümüzde inovasyon diyoruz çoğunlukla. Kitap ise muhakkak sizlerinde denk gelebileceği ünlü bir yöneticinin olacağı bir yıldızlar geçidinden değerli yaşanmış hikayeler sunuyor. İş hayatında sosyal hayatın önemi ve ne yapıyoruz, niye yapıyoruz, nasıl yapacağız gibi sorularla beyin fırtınası yaptıran tavsiyeler bölümü de sunuyor.

MARKALAR VE MARKALAŞMA – RITA CLIFTON

Marka kelimesinin bilge ismi yönetiminde oluşturulan bir ekibin hazırlamış olduğu bu kitabı okumak hem mutluluk verici hem de ciddi anlamda düşündürücü ve ilham verici. Artık her şeyin ve herkesin bir marka niteliği taşıdığı bunun en önemli nedeninin ise başkalarının sizi nasıl gördüğüne verdiğiniz önem. Bunu ölçmek ve anlamak gereklidir ki temsil ettiğiniz şeyi en farklı şekilde yapabilesiniz. Marka kavramının hayatın her alanında olduğunu ve özellikle kurumsal boyutlarda bunun nasıl başlatılıp sürdürüleceği, devamlılığının ne şekilde sağlanabileceği üzerine değerli bir işlevsel kaynak mahiyetinde.

DÜZ BİR DÜNYADA YÖNETİCİLİK – SUSAN BLOCH, PHILIP WHITELEY

Hayatlarımızda hiçbir zaman yüz yüze gelme olasılığımızın bulunmadığı insanlarla bağlantı kuruyoruz, toplantılar yapıyoruz, iş yapıyoruz ve bu pandemi dönemi ile beraber hız kazandı. Yerel zihniyetin yerini küresel zihniyete bıraktığı zamanlardayız. İş dünyasında yöneticilik kavramlarınında farklılıklar arz ettiği ve “insani internet” olarak adlandırıldığı hız çağındayız. Moral motivasyon önemi, etkili hız sağlamak için internete uyum gibi yeni kültürler yaratıp uyarlama ve sürdürebilme noktasında zorlu deneyimleri, süreçleri aktarıyor.

AKILLI PERAKENDECİLİK – RICHARD HAMMOND

Sizi en iyi yapanın ne olduğunu sorarak okurları düşünmeye ve ardından ise perakendecilik deneyimlerinden yola çıkarak pratik ve yararlı bir rehberlik sunuyor. Ticarette pratik yöntemler ile kazanç oranlarınızı artırabileceğiniz önerilerde bulunmasının yanı sıra özellikle işletmelerin ciddi gider harcamalarına girmeden nasıl küçük değişikliklerle büyük etkisel geri dönütleri sağlayabileceği üzerine değerli bir kitap. Yazarında deyişi ile; kural 1: Müşteri her zaman haklıdır, kural 2: Müşterinin hatalı olduğu durumlarda 1.kural geçerlidir.

DANIŞMANLIK BECERİLERİ – JOHN McLEOD, JULIA McLEOD

Normal yaşantımızda farkında olarak ya da olmayarak birilerine örtük danışmanlık verdiğimizi biliyor muyuz? Ancak psikolog ve türevleri meslekler ile şirketlere danışmanlık tarzı konularda direk olarak danışmanlık veriliyor. Bu kitap ise aslında tek bir meslek grubuna değil bütünsel olarak yaklaşmış ve eğitimine istinaden üzerine katmak için almak isteyenler ile normal yaşantısında bilinçlenmek isteyen herkesin okuyabileceği türden.

İş Dünyası Kitaplarından 3

Kurumumuzda en önem verdiğimiz noktalardan biri okumalarımızdır. Okumanın, daha çok okumanın bilgi işlem gücümüzü artırarak; karar mekanizmasının, risk problemlerinin üstesinden gelinmesinin, kriz etkilerine karşı koyabilmenin vb. durumlarda önemli güven, karar mekanizması sağlayıcı kaynaklarımızdan biri olduğunu biliyoruz.

AMAZON – JOHN ROSSMAN

Jeff Bezos’un “en sihirli girişimlerimden biri” diye tanımladığı Amazon Marketplace’in kurucusu, strateji uzmanı John Rossman dijital kurum stratejisi, kültür ve inovasyon konularında dünyanın en çok aranan değerli uzmanlarından ve kendisinin hayat verdiği bu kitap girişimciler için adeta farklı bakış açıları, kazanımlar sunacak.

İnsanın en büyük hatalarından biri kısa vadeli sonuçlar uğruna uzun vadeli değerleri feda etmesi olduğunu belirten yazar, plan değil planlamanın ilerlemede kaide olduğunu belirtiyor. Amazon’un dünyanın en büyük pazar yeri olmasının kriterlerini, prensip ve disiplinlerini ortaya koyan yazar amazonu zirvenin lideri yapan 14 amazon yasası maddelerini örneklerle irdeleyerek sunuyor.

‘Ölçemediğiniz şeyi yönetemezsiniz’ sözünün ne denli ilerleme ve dönüşümün baş kaynaklarından biri olduğunun altı çizilen eserde yapıcı eleştirinin, hızlı hareket etmenin, bürokrasiyi yıkmanın, dijital yeterlilikleri artırmanın önemine değiniliyor.

JEFF BEZOS: AMAZON HİSSEDARLARINA MEKTUPLAR – STEVE ANDERSON, KAREN ANDERSON

Steve Anderson ve Karen Anderson tarafından, Amazon CEO’su Jeff Bezos’un hissedarlara yazdığı mektuplar analiz edildi ve işletme sahipleri, girişimciler için adeta yol haritası niteliğinde bir esere dönüştü. Kitapta sunulan 14 büyüme prensibi ise Amazon’un tırmanışının aslolan yapı taşlarından.

En önemli adım risk almak olarak belirlenmiş ancak bunu kendi yararınıza kullanımını bilmediğiniz zaman risk almak maliyetli hatta felakete dönüşecektir. Dolayısı ile Jeff Bezos’un mektuplarının da temeli olan neden, ne zaman, nasıl risk aldığını ve başarıya ulaşma yollarını anlattığı yıllık inceleme mektuplarının analizi olan bu kitap esin kaynağı mahiyetinde.

ZOR ŞEYLER HAKKINDA HER ŞEY – BEN HOROWITZ

Bir şirket kurmanın, girişim başlatmanın kişiyi kaçınılmaz olarak gergin çıkmazlara ve zor zamanlara iteceğini belirten yazar; kendisinin de bu gergin ve zor zamanlardan geçmiş biri olarak bizatihi her ne kadar koşullar farklı olsa da koşulların altında yatan modeller ve unutulmaması gereken derslerin hep aynı olduğunu belirtiyor.

Yaşadığı deneyimler ışığında bir perspektif sunan Horowitz, geleneksel bilgi ve kestirmelerden gitmek yerine inşa ede ede, kat üstüne kat çıkarak ilerlemenin daha kalıcı olduğunun altını çiziyor. Bir CEO olarak farkın yaratılabileceği anlar; saklanmak veya kişinin ölmek isteyeceği anlardan geçer, malum kritik karar alma süreçleri kaderleri de şekillendirir. En önemli girişimcilik dersinin saklı olduğu kilit cümle ise, “mücadeleyi kucaklayın” oldu.

SIFIRDAN BİRE – PETER THIEL, BLAKE MASTERS

PayPal’ın kurucu ortağı tarafından kaleme alınmış ve start up’lar hakkında fikirlerini ve düşüncelerini günümüz dünyasındaki örnek hikayelerle pekiştirmiş. Yeni bir arama motoru yazmak kimseyi Google yapmayacaktır. Yeni bir sosyal medya kurmak kimseyi yeni Facebook yapmayacaktır. Çünkü girişimde zamanlama önem arz ediyor ve bu firmalar doğru zamanlamayı yakalamış olan firmalardan ibaret. Dolayısı ile herkesin kendi doğru zamanını bir şekilde bulup kendi girişimine özgü adım atması gerek.

Günün sonunda kazanan insanların sebep ve sonuca inandıklarını ancak sığ insanların ise şansa, koşullara riayet ettiğini belirten yazar, parlak zekanın önemine güçlü vurgu yapmanın akabinde cesaretin zekadan dahi daha az bulunduğunu belirtiyor.

Kimsenin gücünü büyük görmemenin gerektiğini belirten kitapta; şirket kurucularının önemi yaptığı işte değer üreten tek kişi olduğundan değildir, şirketindeki herkesin en iyisini yapmasını sağlayan kişi olmasından ötürüdür önemleri.

PARANIN PSİKOLOJİSİ – MORGAN HOUSEL

Morgan Housel’in kaleme aldığı eser, ister finans dünyasından olsun ya da olmasın herkesin okumasında derinlik kazanacağı türden. Maddi varlığını artırma noktasında, zengin olabilme niyetinden ziyade sadece finansal özgürlüğünü tercihi etkileyiciydi. İnsanın ne istediğini bilmesi ve duruşunu ona göre koruması karakter içinde olgunluk göstergelerindendir. Ancak finansal başarıyı bir ölçüde şansa da bağlayan yazar, kişinin bilgi birikiminin ne kadar engin olursa olsun başaramayabileceğini de ekliyor. Nedeni ise, yatırım işlerinde bilgisinden ziyade psikolojisini iyi yönetenlerin daha fazla başarılı olduğudur. Büyük getiriler yerine çökertilemez olabilmek aslolandır, çünkü çökmedikçe uzun zaman diliminde zaten bileşkelemenin etkisiyle büyük getiriler elde edilecektir. İş dünyası için tavsiyesi; “fazla borca girme, ekonomik çöküşlerde panikle satış yapma, ticari itibarını lekeleme, kendini ateşe atma, sabırlı ol.”

Her planın en önemli kısmı, planın plana göre gitmeyeceğini bilmek ve ona göre yol almak olduğunu belirten yazar, modern zamanlarda, “sıradan” bir yaşamın olağanüstülüğünden dem vuruyor.

İnternet insanların karşısına yeni bakış açıları çıkardıkça, insanlar o bakış açılarının var olmasına giderek daha çok öfkeleniyor ve yapan kişinin kendisi olmadıkça her işin kolay göründüğü günümüzde kendimizi yetiştirmenin önemine ayrıca vurgu yapılan değerli bir kitap.

ÖZGÜR VE BEDAVA İNTERNET ÇAĞINDA BİLGİ – CORY DOCTOROW

Günümüzde özgürlük çığırtkanlığı yapan internetin her şeyi birbirine katarak özgünlüğü karartması ve kaliteli kalitesiz bilgi akışını bir araya getirerek bilgi adı altında yozlaştırması durumunu odağına alan bir kitap. Felsefe ve akademi açılarından derinlemesine analizlerden yoksun olsa da iş dünyası içerisinde olan bilhassa girişimciler için önerdikleri; içeriklerin özgünlüğü, takasın dürüstlüğü, mesajın yayılması ve sonucunda ise müşteri kitlelerinin artacağıdır. Kitapta post-modern dünyada bilginin ne olduğu ve nasıl dolaştığından ziyade “nasıl satıldığı ve bu satışların sosyolojik olarak nelere yol açtığı” aktarılıyor. İktisadi yönü ağır basmakla beraber kayda değer bir teknoloji kitabı olmadığını belirtmekte fayda var.

21 GÜNDE BÜYÜK BİR FİKİR ÇIĞIR AÇICI İŞ KONSEPTLERİ YARATMAK – BRYAN MATTIMORE

Öncelikle belirtmek gerekirse girişimcilik ile ilgilenenler için yukarıda verdiğimiz tavsiye kitaplara bir ek ise bu eser olacaktır. Yazar inovasyon danışmanlığı ile Fortune 500 şirketlerine danışmanlık veren ve aynı zamanda cirolarını artırarak adından da söz ettiren bir değer. 21 gün boyunca günde en fazla 1 saat ayırarak kitabın ciddiyetle okunup, değerlendirilmesi için bir program öneriyor. Kendisinin de deyimiyle “eylem içinde öğrenmeye” davet ediyor.

10 ÖLÜMCÜL PAZARLAMA GÜNAHI – PHILIP KOTLER

Her zaman yapılması gerekenler anlatıldı ancak bu sefer önemli başlıklar altında sıra yapılmaması gerekenlerin anlatımında hem de bir pazarlama duayeninin kaleminden. Pazarlama dünyasında ayakta kalmanın hangi şartlarda gerçekleşebileceğini satırlara döken yazar pratikte yapılan hatalardan da örnekler vermesi, pazarlamanın günlük dinamiklerinde hatalardan kaçınmak açısından faydalı bir kaynak sunuyor. Birçok şirketin pazarlama konusundaki yetersizlikleri nedeniyle yok oluşa sürüklendikleri bir gerçek ve kitapta bu döngüden kurtulmanın yolları anlatılıyor. Pek çok şirket için geçerli olan en büyük tehdit tespiti ise, var olan bir rakipten ziyade yeni ve daha iyi teknolojilerin varlığı olduğudur.

Kısacası; her şirket başka birileri onu yemeden önce kendi kendini ye(nile)melidir.

DEĞİŞİM VE GEÇİŞ DÖNEMİNİ YÖNETMEK – RICHARD LUECKE

Kendi kişisel hayatımızda olduğu gibi şirketlerde kendi bünyelerinde değişim, dönüşüm geçirirler ve bu revizyon dönemleri sancılı geçebilir, hatta yıkıcı bir hal dahi alabilmektedir. Bu nedenle hem teorik hem de pratik örneklemeleriyle kitap değerli bilgiler sunuyor.

İLKELER: HAYAT, İŞ – RAY DALIO

Şirketin ismini Fortune 500 şirketleri arasına yazdırmış başarılı bir girişimcinin hayat yolculuğunda yaşadıklarının hikayesi mahiyetinde bir kitap. Yazarın kişisel hayat hikayesinin yanı sıra şirketi olan Bridge Water’ın kuruluşunda yaşadığı zorluklar karşısında, kaygının iyi görünmekten ziyade kişinin hedeflerine ulaşmak olması gerektiğini ifade ederek tarz’a değil öz’e ehemmiyet göstermesi örnek bir yöneticilik davranışı.

Yönetim anlayışı noktasında liyakat esası, “Fikir meritokrasisine sahip olmak için gerçek düşüncelerinizi masaya koyun, saygılı bir şekilde tartışın, fikir ayrılıklarını aşmada üzerinde anlaşılmış yöntemlere bağlı kalın.”

Her yönetici tarafından yapılan hataların kayıt altına alınarak not edilmesi yarınlara paha biçilmez bir tecrübe mirası bırakacaktır ve işlerin sürekliliğine de kazanım sağlayacaktır. Yazarında aktardığı üzere; “hata yapmanın sorun teşkil etmediği, hatalardan ders çıkarmamanın kabul edilemez görüldüğü bir kültür inşa edin.” Ancak hataların büyüklük oranlarına bağlı olarak yerinde doğru teşhisin konulması kurucunun asli görevlerindendir.

İş Dünyası Kitaplarından 2

Sıradışı markalar ve şirketler oluşturmak için çok çalışıyoruz ancak çalışmalarımıza en büyük kaynaklık eden noktalardan birisi okumalarımız ve bu okumalarımızdan seçtiklerimizi sizlerle de paylaşmak istiyoruz. Yarar sağlamak temennisi ile.

DEVLET GİBİ GÖRMEK – JAMES C. SCOTT

Her ne kadar anarşist düşünür kimliğe sahip bir yazarın kaleminden çıkmış olsa da yazar aslında masa başında toplum mühendislik başarıları oluşturmaya çalışan sözde politikacılara, sadece her koşula ayak uydurmaya çalışan memurlara ve gerçekliği kendi vizyonlarına uydurmaya çalışan otokrat tek adam yönetimlerine sitem ediyor. Geçen yüzyılı odağına alan yazar, şehirleşme planlarının doğru uygulanması ile kalkınma programlarının doğru tespitinin önemine dem vuruyor. Her planlama ile her programda aslolan; yerel bilginin kullanılmasıdır, bilgi birikiminin göz ardı edilemez rolünü göz ardı eden baskın planlama zihniyeti, başarısız toplumsal kalkınma planlarının mimarlarıdır.

20.yy’da insanların yaşadığı büyük trajedilerden olan Çin’deki büyük atılım, Rusya’da kolektivasyon çabaları ve Tanzanya, Mozambik ile Etiyopya’daki zorunlu köylüleştirme uygulamalarında kaybedilen yaşamlar, telafisi olmayacak şekilde oluşturulan büyük hasarları yerinde görerek de deneyimleyen yazar, bunları dört bileşene bağlıyor. İlk bileşen; devlet yöneticilerinin kalifiyesi ve bu yöneticilerin hangi politikalara verdikleri önceliktir. İkinci bileşene yüksek modernist ideoloji tanımlamasını yapıyor ancak burada bilimden ziyade planlamalarda estetik kaygısı güdülüyor ve kontrol edilebilen mikro düzenlerin yaratılması durumu söz konusu. Verimden ziyade kontrol edilebilirliğin hakim olduğu toplumsal düzen – kısacası, şehirleşmeler arttıkça, ekonomik gelişim sağlandıkça, devlet kendi hakimiyetini de pekiştirmek için şehirleri ızgara şeklinde inşasını mecburi kılıyordu. Kapitalist girişimciler dahi planlarını hayata geçirebilmek için devlet müdahalesine başvuruyordu. Üçüncü bileşen; zor gücünün kullanımı ile yüksek modernist tasarımları inşa etmek isteyen otokrat devlet yönetimidir. Burada devletin ağırlıklı, baskıcı rolünü görüyoruz. Devrimci ruhların yükselmeye başladığı dönemdir. Dördüncü ve son bileşen ise, direnmekten aciz, yoksul bir toplum. Halkı sindirmeye endekslenmiş otoriter devlet karşısında halk mücadelelerinde başarısızlığa uğramış ve otokratlar tarafından çizilen yazgılarına mahkum edilmişlerdir.

Yerleşim birimlerinin küçük görülen köylülerin deneyimleri, pratik bilgilerinden yararlanarak kalkınma planları oluşturulup, uygulansaydı eğer çok şey değişebilirdi. Köylüler yıllarca bölgelerinde, gözlem alanında yetiştiklerinden ötürü tarlasının başında durmayan bir yetiştiricinin de araştırmacı bilim insanının da asla fark etmeyeceği şeyler bilecektir.

Bu denli masa üzerinde oluşturulan yüksek modernist planlamaların, otoriter güç tarafından desteklenmiş olmalarına rağmen neden başarısız oldukları altı çizilerek okunması gerekilen değerli aktarımlarda bulunuyor yazar. Modern dünyayı anlamak babında değerli bir kaynak.

Devletçi planlamaların başarısızlığa olan mahkûmiyet portresini çizen yazarın en dikkat çekici örneklerinden biri ise binlerce canlı türünü barındıran ormanlara “kereste fabrikası” gözüyle bakan Prusya devletinin yol açtığı sosyal ve ekolojik yıkımlardır.

Devleti hem özgürlüklerimizin hem de tutsaklıklarımızın zemini olan, tartışmalı bir kurum olarak belirtip, devlet yönetiminde orman biliminin mantığı, ticari sömürüyle hemen hemen aynı olduğunu yazıyor.

SÜPER ZEKA – NICK BOSTROM

Yapay zekanın imkân ve sınırlarına dair kapsamlı bir eser kaleme alan Nick Bostrom’ın temel iddiası, insani değerleri koruyacak bir süper zekâ geliştirmenin mümkün olduğu üzerine. Zekaya ayrı önem atfeden değerlendirmesi ise; gelecek doğal ya da yapay zeka fark etmeksizin kimin elinde olursa olsun zekanın evrendeki varlığının daim süreceğidir.

Transhumanizma ve posthumanizma’nın yakın gelecekte insan hayatına ne denli etkilerde bulunacağı, nasıl yön vereceği, nesnelerin interneti, 5G, cyborg, humenoid vb. birçok kavramın hayatımız üzerinde nasıl bir dönüşüme sahne olacağı, yapay zeka uygulamalarının ve nanoteknolojinin insan üzerindeki etkisi dahil bir çok konuya değinen değerli bir kitap. Bu noktada bizim de kendimize sormamız gereken doğru soru “Çağ değişiyor, peki ya sen?” Yapay zekanın hali hazırda insan zekasını geride bıraktığı bir gerçek. Kitapta ancak türsel bir yapay zekanın sevgi, nefret, gurur ya da benzer ortak insan duygularıyla hareket etmesini beklemek ve bunun sadece kasıtlı ve ciddi bir çaba gerektirmesi sonrasında gerçekleşebilecek olması hem büyük bir sorundur hem de büyük bir fırsattır diyor.

Teknik bir kitap olmakla beraber felsefi derinliklerde barındırıyor olması kayda değer.

Bugün büyük paraların döndüğü ve sıkı rekabetlerin sergilendiği küresel finans piyasalarında da yapay zekanın hakimiyetini arttırdığını görüyoruz. Malum süper zeka tanımında da belirtildiği üzere “insanların bilişsel performansını her alanda katbekat aşan her türlü zeka.” Gelişim süreklilik arz eden bir durum olması hasebiyle, kusursuz işleyen şeyler elde etmeden önce, kusurlu işleyen şeylerin edinimi kaçınılmaz.

Nick Bostrom’un anlamlı tespiti, “İnsanlığın dünyadaki egemen konumunun esas nedeni beyinlerimizin diğer hayvanlarla kıyaslandığında birazcık daha fazla yetiye sahip olmasıdır.” İlerlemenin sağlanması için isteklerimizin birbirine müdahale etmekten ziyade birbiriyle bütünleşmesi gerekir.

YAŞAMSAL ZENGİNLİK YARATMAK – DEEPAK CHOPRA

Sınırsız bir zenginlik tabiatımızda mevcut ve yapmamız gerekenin hafızamızı tazelemek olduğunu belirterek kitabına giriş yapan yazar, maddi evrenin bilgi ve enerjiyle şekillendiğini naklediyor. Rumi’nin, “Suların durulmasını izin verin, yıldızların ve ayın varlığınıza yansıdığını göreceksiniz” sözünün yansıması mahiyetinde bir kitap olmuş. Hayatın maddi zenginlik yaratmakla beraber aynı zamanda kişinin yüreğinin de zengin olması gerektiğine dem vuran bir kitap.

Doğa misali, sessizlikte eylem için potansiyel vardır ve hareketin dinamosu sessizliktir, sessizliğin artması ile hareket artması arasında paralellik olduğunu belirtiyor yazar. Yaşadıklarımız bir şeye ne ölçüde dikkat verdiğimizin bir tezahürüdür vurgusu değerliydi.

SİSTEM ÇARESİZ EĞİTİM SİZDE – ERHAN ERKUT

Erhan Erkut Hoca, gerek yazıları, gerek gençlerle yaptığı YetGen çalışmaları, gerek girişimci programları ve gerekse yayınlarındaki heyecanıyla kötü giden eğitime bir olumlu etki oluşturma gayretinde. Kitabı şahsınız için olmasa dahi en azından yarınlarımızın teminatı çocuklar için bilinç oluşumu için okumak kayda değer.

Kitapta eğitimin tarihine, neden insan yetiştirdiğimize, eğitimdeki değişim tetikleyicilerine ve boyutlarına, alternatif eğitim kurumlarına, üniversitelerdeki sorunlara odaklanırken bunlara ülkemiz ve dünya eğitim sistemlerinden örneklemeler sunması çok değerli. Son bölümde ise paydaşlar noktasında tavsiyeler naklediliyor.

Altı çizilecek bahsi geçen noktalardan biri: kuşaklar geleceğe emin adımlarla yürümeye çalışmanın güç olduğunun farkındalar ancak mevcut belirsizlik kavramı da göz önünde bulundurulduğunda, belli olmayan bir geleceğe emin adımlarla yürümeye çalışmak, ayakta kalmaktan daha zor.

Bugünkü okullar ile hapishaneler arasındaki çarpıcı benzerlikler üzerine yazdıkları önemliydi.

Öğrencilerin bireysel yeteneklerinin analiz edilip güçlendirildiği bir eğitim tasarısı fikrinin geleceği yeniden şekillendirebileceği söylemi önemli idi çünkü; saatler içinde fikirlerin değişip geliştiği bir dünyada eğitim reformunun, bireyin ve toplumun hızlı entegrasyonu ile mümkün olabileceğini savunurken, coğrafi farklılıkların eğitim alanında sorun teşkil etmeyeceğini, etmemesi için herkesin elinden geleni yapması gerektiğini dile getiriyor.

ÖMRÜMDEN UZUN İDEALLERİM VAR! – SUNA KIRAÇ

Kitabının girişinde hayatı bir MR makinesine benzeterek, belirsizlikle dolu bir tünel ve kimi zaman huzur, kimi zaman patırtı gürültü içinde geçen bir yaşam benzetmesinde bulunuyor. Sayfaları ardı ardına geçince idealist ve sanatsever bir kadının hayat öyküsünün derinliklerine şahitlik ediyorsunuz.

“Koç kültürü” diye tabir edilen ve Koç topluluğunun kolektif hafızasının oluşumu için, topluluk içi kurumsallaşmada en belirgin özelliklerden biri her şeyin yazılı olarak kayıt altına alınmasıymış. Şirket içerisinde haberleşme kayıtlarının tutulması amacıyla kişiler arası mektuplaşma olurmuş ve Suna Kıraç, İnan Kıraç’a gönderdiği bir mektubunda; Türkiye gibi ekonomik ve politik platformu kaygan bir ülkede, birtakım işlerin kısa zamanda düzeleceğini beklemek hayal olur” diyor. TEGV’nı kurarak ülkenin gelişim noktalarından biri olarak gördüğü eğitim konularına öncelik vererek elini taşın altına koyması bundan olsa gerek. Kendisinin de naklettiği üzere; “Ekonomik zorluklar aşılır, siyasi krizler çözümlenir ancak çocukları harcanmış bir toplumu onarmak mümkün değildir.”

Şirket yönetiminde babası Vehbi Koç ile ortak başarılarından biri şirketlerinin başına en iyi, doğru kişileri seçebilme becerilerindeydi. Yöneticileri şirkete ortak ederek aynı zamanda aidiyet duygularını da geliştirerek bağlılıklarını arttırmaları önemli bir nokta.

Elinde bulunan maddi imkanlarla ülkeye kazandırdığı kurum ve kuruluşların yanı sıra hayat öyküsünde; çocukluk çağından ilkokulu sıralarına, lise yıllarından gençliğine, evlilik döneminden iş hayatına, yaşadığı ve edindiği tecrübeleri sade ve anlaşılır bir dille okuyucuya akarmış 300 sayfalık değerli bir otobiyografi.

HİPER – BAĞLI BİR DÜNYADA İTİBAR STRATEJİSİ VE ANALİTİĞİ – CHRIS FOSTER

Bilginin üzerimize saat, gün, ay fark etmeksizin yağmur misali yağdığı günümüzde bilgiye erişimi, kişilere erişimi, kurumlara erişimi ciddi anlamda kolayca sağlayabiliyoruz. Üstelik bunlar için yardım almadan kolayca birkaç işlemle halledebiliyoruz. Ancak bir durum var ki, yıllarca kat üstüne kat çıkma misali bin bir emekle kurulan şirketler itibarlarını saniyeler içerisinde kaybedebiliyor. Şirketlerin kaybettikleri itibarlarını nedenlerine bağlı olarak geri kazanması her ne kadar olanaklara tabi olsa da kolay olmayabiliyor. Chris Foster’ın 20 yıllık deneyimlerinin süzgecinden geçirerek aktardıkları, bu denli birbirine bağlı teknoloji dünyası üzerine paylaşımları önem arz ediyor. İtibar tanımı mukayyetinde; kurumsal davranışların, değerlerin, aksiyonların bir sonucudur ve en önemlisi ise rekabetçi dünyada avantaj yaratan ve onu sürdürülebilir kılan bir dizi bilimsel süreç vasıtasıyla türetildiğini belirtiyor yazar. Bu noktada veri akışının önemi ortaya çıkıyor. Veriden değer çıkarmanın önündeki engelin teknoloji değil, kurum kültürü olduğunu da unutmamak gerek. Dünyanın global bir köy olduğu gerçeği yadsınamaz bir şekilde izahatları ile yapılmış. Düşünmeye yönelten bir soru ise, değişimin kendisi olmak istiyor muyuz yoksa başkalarının sektörümüzü değiştirmek için yaptıklarını izleyen konumda kalmak mı? Malum durduramayacağımız bir değişim gerçekleşiyor.

KENDİ İŞİNİZİN PATRONU OLUN – JEFFREY J.FOX

Okulunun yanı sıra hem parasını kazanmak isteyen hem de çalışmaya hevesli bir çocuğun gazete satarak çıktığı yolculukta, hayatındaki metaforlar sayesinde, işletmeler ve iş planları hakkında bilgiler sunan bir kitap. Yalnız gazete satmanın yanı sıra satışlarda gösterdiği yaratıcılıklarla nasıl kendi imzasını oluşturduğunu gösteriyor. Bunlardan bir tanesi ise, yağmurda gazetesi ıslanan bir müşterisinin kapısına gazetesini bırakırken üzerine not yazarak müşterisinin haftalık ödemesinde ıslaklıktan ötürü ıskonto yapması ve bunun müşterilerde yarattığı etkinin kendisine kazandırdığı değerliydi. O kadar gazete satıcısı çocuk arasından girişimciliğiyle, özverisiyle ve özsaygısıyla hareket etmesi daha sonra onu bambaşka noktalara getiriyor.

SINIRSIZ ZİHİN – JO BOALER

Öğretmenlerin tek kalıp insan yetiştirmekten öte belirsizlikleri benimsemeleri, bir şey bilememe ve hata yapma konularında tolere olmaları gerek ki, her sene milyonlarca çocuğun öğrenme heyecanıyla başladıkları okullarında, ötekiler kadar zeki olmadıkları fikrine kapılarak hayal kırıklığına uğramasınlar.

Yazarın Stanford Üniversitesi’nde matematik eğitimi profesörü olduğundan ötürü tamamen yapılan araştırmalar doğrultusunda bilimsel temellere dayanarak yazmış olduğu bu eserinde; bir alanda başarılı olarak görülen insanların o tür bir beyine sahip olduğu tezlerini çürütüyor kitabında. Yazar insanların istedikleri alanda kendilerini geliştirme yoluyla, yeni nöral yolların keşfedilmesine izin vererek doğuştan gelen farklılıkların gölgede kalacağını bilimsel veriler ışığında kanıtlıyor. Hiç kimsenin belirli bir konu için ihtiyaç duyduğu beyinle doğmadığını ve herkesin ihtiyaç duyduğu nöral yolakları geliştirmesi gerektiğini aktarıyor. Beynimizin “sabit” olmadığını; her an değişim, büyüme, adaptasyon ve yenilenme döngüsünde olduğunu ortaya koyan ‘Sınırsız Zihin’, her birimizin sınırsız potansiyele sahip olduğunu kanıtlaması ve daha da önemlisi bunu nasıl başarabileceğimize dair stratejiler geliştirmesiyle okunmaya değer bir eser. Eserini on iki farklı yayıncıya gönderip reddedilen ancak şimdi tarihin en başarılı yazarlarından biri olan J.K.Rowling’in deyişiyle; “Öyle ya da böyle bir şeyde başarısız olmadan yaşamak imkânsızdır; tabii neredeyse yaşamamış sayılacak kadar dikkatlice yaşarsanız o başka, ama o durumda zaten baştan kaybetmişsinizdir.”

ALİBABA’NIN DÜNYASI – PORTER ERISMAN

Her olaydan ders çıkarılması gereken bir başarı hikayesinin portresini çiziyor eserin sahibi, aynı zamanda da Alibaba kuruluşunda, yükselişinde etkin rol oynayan eski yöneticisi. Okunmaya değer, girişimciler için adeta ders kitaplarından biri konumunda.

World Economic Forumu 19’nda sahne alan Alibaba kurucusu Jack Ma, iş dünyası ve başarı üzerine değerli detaylar paylaştı. “Yarının uzmanı yoktur, ancak dünün uzmanları vardır” sözüyle, girişimcilik cesareti ve inovasyon üzerine derin bir mesaj verdi. Kendisinin hayat hikayesinde de anladığımız malum yazarında söylediği üzere, “İnsan bir tavşan kadar hızlı koşmalı ama bir kaplumbağa kadar sabırlı olmalı.”

Jack Ma: “Hayallerinize inanın, iyi insanlar bulun ve müşteriyi memnun ettiğinize emin olun. Çin’e profesyonel yöneticiler yollayan bir sürü Amerikan şirketi gördüm. Onlar Amerika’daki patronlarını memnun ediyorlar ama Çinli müşteriyi değil ve böylece başarısız oldular.” Bu söylemlerin o gün, o salonda birisi tarafından hızlı hızlı not edildiğini belirten yazar, o kişinin Amazon CEO’su Jeff Bezos olduğunu belirtiyor.

7 ay sonra ise WSJ’ye Jeff Bezos verdiği bir röportajda “Çinli müşterilerini memnun etmek yerine Amerikalı patronları memnun etmeye uğraşmanın bir hata olduğunu” gördüklerini açıklaması, yazarın kaleminden Jeff Bezos, Jack Ma’ dan bir şeyler öğrenmişti.

Jack Ma, adeta telkin derecesinde belirttiği üzere; “Bugün zordur. Yarın daha zordur. Yarından sonraki gün güzeldir. Ama şirketlerin çoğu yarın gece ölür ve ertesi gün güneşin doğduğunu görme şansını bulamaz.

Yazarın kitabında bilhassa üzerinde durduğu bir konu var ki her şirketin şartsız koşulsuz dikkat etmesi gereken bir nokta; meritokrasi konusu. Kelimenin diğer bir manası ile her koşulda liyakata değer, geleceğe yürümenin mihenk taşlarını oluşturur.

İŞ ÜRETİM MODELİ – ALEXANDER OSTERWALDER, YVES PIGNEUR

Alan fark etmeksizin iş dünyasına girmek isteyen herkesin okumasında yarar göreceği bir kitap. Eski iş modellerinin yeni nesil şirketlerin oluşumunda nasıl değer üretim sıkıntısı oluşturduğuna değinen yazarlar, geleceği dizayn etme vizyonu benimseyen şirketler ve kural koyucular için bir başucu kitabı hazırlamış. Özellikle girişimciler için bir fikri hayata geçirmeden önce temel oluşması babında okunması elzem.

İş Dünyası Kitaplarından 1

İnsan, ne kadar çok okudukça bir o kadar da okumadığını fark ediyor nedeni ise, nitelikli kitapların sayısı ve bu sayının sürekli olarak yüksek seyir izlemesi. Bunlara ek olarak ise, bloglar, köşe yazıları, dergiler, youtube anlatıları ve twitter… Kaynaklar günümüzde sınırsız ancak zaman kısıtlı, doğal olarak yetkinlik oluşturmada seçicilik elzem oluyor.

İş dünyası içerisinde gördüklerimiz; şirket politikalarında alınan istikameti çoğunlukla yolun üzerindeki çakıl taşları bozuyordu, ancak çakıl taşları gibi pürüzlerin yolun üzerinden kaldırılmasının akabinde düzelmelerin sonuç göstergelerine pek yansımadığını görmek, hem çalışmalarımızla farkındalığımızı artırdı hem de okumalarımıza derinlik kattı. İş dünyası ve ekonomi noktalarında okuduklarımızdan beğenerek seçtiklerimizi paylaşmak istiyoruz.

KARAR ALMA CESARETİ ( Yüzyılın En Büyük Finans Krizi ve Sonrası ) – BEN S.BERNANKE

2006 – 2014 yılları arasında Birleşik Devletler Merkez Bankası’nın başkanlığını yapan Ben S.Bernanke bu kitabında 2007 – 2008 krizinde dünya ekonomisinin kaderini her yönden etkileyebilecek bir konumda oluşunun yansımalarına, etkilerine, karar mekanizması süreçlerine, kişisel hayatına ve finansal krizde yaşananlara mercek tutuyor. Bernanke, görev süresince finansal kurumlardan sırasıyla gelen kötü haberleri ve bu haberler geldiğinde yönetim kuruluyla aralarında yaşadıkları tartışmaları ve nihayetinde attıkları adımlara değiniyor. Kriz döneminde ortaya çıkan likidite sıkıntısından ötürü birçok finansal kurum iflasın eşiğine gelmiş ve bundan ötürü 158 yıllık Lehman Brothers yatırım bankası batmıştı. Her ne kadar Birleşik Devletler hükümeti ve FED’in birçok bankayı kurtarması o dönemde kötüye kullanılabileceği gerekçesi ile eleştirilere maruz kalmış olsa da, Bernanke kitabında bu kurumlar kurtartılmasaydı, Büyük Buhran’dan büyük bir çöküş yaşanacağını, o dönemde başka imkanları olmadığını naklediyor.

Öyle ki, ekonomiye vereceği büyük hasar nedeni ile “batmasına izin verilemeyecek kadar büyük” banka ifadesi ile o dönemde tanışmıştık. Lehman Brothers yatırım bankası ile ilgili kısım, kitabın en dikkat çekici bölümlerinden biri. Bernanke, o dönem Lehman’ı da kurtarma taraftarı olduğunu şöyle bir örneklemle izah ediyor: “Onlara göre uyuklayan bir sigara tiryakisini kurtarmak, olsa olsa başkalarını da yatakta sigara içmeye teşvik ederdi. Fakat önce yangını söndürmek, sonra da sigara tiryakisini cezalandırmak ve eğer gerekirse yangına karşı güvenliği artıracak yeni kurallar getirmek ve uygulamak çok daha iyi bir yoldur.” Bernanke ve dönemin Hazine Bakanı Henry Paulson Lehman’ın iflası akabinde yaptıkları açıklamalarda yapabilecek bir şey kalmadığını, bunun bir tercih olduğunu nakletmişlerdi ancak kitabın son sayfalarına doğru geldiğimizde ve taşlar iyice yerine oturduğunda bunun doğru olmadığını ve piyasaları sakinleştirme amacı taşıdığını öğreniyoruz.

Geçmiş; biz karanlık bir yolda yürürken, yolumuzun sağında solunda yolu aydınlatan fenerler misalidir. Bu kitabın bana en büyük öğretilerinden biri, gelecekteki krizleri öngörebilmek noktasında geçmiş krizlerin neden çıktığının derinliğine inmemiz gerektiğidir. Geçmiş krizlerin hangi materyallerle çözüldüğünü öğrenmeliyiz ki gelecekte ne yapılması gerektiğini bilelim. Bernanke de kitabında: “Yakın geçmişteki krizler, finansal ve ekonomik bağlamda tamamen farklı yerlerde ortaya çıkmış olsa da önceki paniklerle kafiyelidir. Zaman zaman sanki sakızla ve bantla yapıştırıyormuş duygusu içinde olmamıza rağmen, bizim politikalarımız finansal paniklerle mücadelede geçmişte kullanılmış olan reçetelerden büyük ölçüde yararlandı ve sonuçta da krizi çözdü. Eğer çözemeseydik, tarihsel deneyimlerin işaret ettiği gibi, ülke bizim karşı koymak için mücadele verdiğimiz ve sabırla direndiğimiz bu çok ciddi durgunluktan çok daha kötü bir çöküş deneyimleyecekti.” diyor.

İŞİM GÜCÜM BUDUR BENİM ( İş İnsanının Yeni Sorumlulukları )  – BÜLENT ECZACIBAŞI

Şimdiye değin alışılagelmişin ötesinde bir iş insanı kitabı okudum diyebilirim. Kitabın ismi ise Edebiyatımızın güçlü kalemlerinden Orhan Veli’nin Dalgacı Mahmut adlı şiirinin ilk dizesini taşıyor. Hatta bu anlamlı şiirin ilk kıtasını okuyacak olursak eğer;

“İşim gücüm budur benim,
Gökyüzünü boyarım her sabah.
Hepiniz uykudayken,
Uyanırsınız bakarsınız ki mavi”

Konuya dönecek olursak; iş insanı için yönetim, ekonomi, sürdürülebilirlik, toplumla ve sanat – kültürle ilişkilerin ne mana taşıdığını Eczacıbaşı her biri alanında uzman akademisyenlerle soru – cevap formatında tartışıyor. Ekonomi ile ilgili olan bu tartışmalardan bazıları medyada yer aldı ancak ben ciddi anlamda bana ilginç gelen bölümlerinden biri olan “İş İnsanı ve Kültür Dünyamız” kısmına değineceğim. Cümlelerin altını çize çize okuduğum bölümde Bülent Eczacıbaşı, ODTÜ öğretim üyesi, sanat tarihçisi Jale Nejdet Erzen ve KHAS Üniversitesi’nden rektör yardımcısı ile iş insanının sanat ve kültürle ilişkisini irdeliyor. İş dünyasında sanat ve kültüre desteğin neden yaygınlaşmadığını, neden hemen hemen aynı isim ve kurumlarla sınırlı kaldığını benim de sürekli sorguladığım bir durum. Eczacıbaşı bunun cevabını Sakıp Sabancı’nın cümlesinden yola çıkarak net bir şekilde veriyor: “Biz yıllarımızı Sanayi Bakanlığı’nın, Maliye Bakanlığı’nın ve işlerimizle ilgili diğer bakanlıkların yollarında geçirdik. Şimdi anlıyorum ki yanlış yapmışız. Biz asıl Kültür Bakanlığı’nın kapısını aşındırmalıymışız”.

“Sakıp Sabancı kültüre yapılan yatırımın para getirmek şöyle dursun, sürekli harcama gerektiren faaliyetler olduğunu iyi bilirdi ama topluma hizmet etmek isteyen iş insanlarının kültür alanından uzak duramayacağını düşünüyordu.” diyor Eczacıbaşı.

Baktığımız zaman peki iş dünyası Sakıp Sabancı’nın dediği gibi Kültür Bakanlığı’nın kapsını aşındırmış mı? Olumsuz.

Eczacıbaşı’na göre, iş dünyasının kültür ve sanata verdiği destek, sağlık, eğitim, spor alanlarında yapılan katkılara göre yok denecek kadar az. “İş dünyamızla kültür dünyamız arasında neredeyse bir duvar var. Gerçekten bir iş insanının, ülkemizin en büyük sermayesinin kültür alanında yattığını görmemesi düşünülemez. Türkiyemiz, tüm dünyanın gözlerini kamaştıran kültür hazinelerinin ülkesi.” diye belirtiyor.

Bölümden her bir noktayı buraya ekleyemeyeceğim uzun olmasından ötürü ancak özetleyerek birkaç şeyi belirtmekte fayda olduğunu düşünüyorum. “Toplumun büyük bir çoğunluğu hem Doğulu hem Batılı olmayı kabul edemiyor. Hem Dede Efendi’yi, hem Beethoven’ı dinleyen, anlayan insanlarımızın sayısı çok az. Bu ikilemin yıpratıcı etkileri kültür dünyamızın sınırlarının çok dışına taşıyor.”

Hem ikilem hem de kutuplaşmanın sardığı dünyamızın, geleceğine ilişkin kaygı nedeni olan uygarlıklar çatışmasını kendi içimizde yaratma potansiyeline sahip “toplumsal fay hattı” ile karşı karşıyayız. “İş insanlarımız acaba bu fay hattından uzak mı durmaya çalışıyorlar?” diye soruyor Eczacıbaşı.

Kültür politikalarından, devletin kültüre ayırdığı bütçeye, özel sektörün kültür ve sanata katkısının nasıl özendirileceğine kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan “İş İnsanı ve Kültür Dünyamız” bölümü başta olmak üzere kitabın sayfalarının her ardı ardına çevrilişinde üzerine düşünülerek okunması gereken bir kitap.

BAŞARILI BİR İŞİN SIRRI – HİKMET ERASLAN

İş dünyasında duayen, yeni adım atmış veyahut girişimci adayı olsun her konumda insanın okumasının elzem olduğu bir kitap. Hem bireysel çalışmanın anlam ve önemine hem de kolektif olarak çalışmanın değerine, dinamizmine istinaden yaşanmışlıklar, tecrübeler ışığında değerli bilgiler sunuyor. Her zaman aranılan bir şeydir; tecrübenin akıtıldığı kitaplar, zamanın olgunlaştırdığı ruhlarla buluşan bedenlerin oluşturduğu cümlelerin mürekkeplere bulanıp satırlara dökülmesi. Başarılı bir işin sırrı kitabında da tam olarak kat üstüne kat inşa etmede önemli bilgiler mevcut.

İçerdiği motivasyon, özgüven, ekip, liderlik, aile şirketleri, çalışan mutluluğu, organizasyon, inovasyon, markalaşma, sanat ve yeni dünya düzeni konu başlıkları arasında bilhassa üzerinde durduğu inovasyon ve sanat noktaları konusu etkileyiciydi. Kendisinin de deyimiyle: “İnovatif olmak demek, illa yeni bir şey keşfetmek anlamına gelmez; iş modelinizi değiştirip geliştirmek ve daha iyi ürünler veya hizmetler sunabilmek için çevrenizdeki değişimlere ayak uydurmanız anlamını da taşır.”

Revizyonun inovasyondaki önemi yadsınamaz. Çağın gerekliliklerini karşılayarak, kurumumuza esneklik kazandırarak, andan kopmadan bugünden geleceğin öngörülebilirlik derecesini yükseltebiliriz ve bu çevremizdekilerin aynı inancı taşımasıyla, iham verici insanlarla beraber olmakla, geçmişin ışığıyla bugünlerden yarınlara köprü kurabilecek yetkinlik taşıyan, değere katma değere katabilecek kadrolarla mümkün kılınabilir.

Hikmet Eraslan’ın kitabı taşıdığım bu düşüncelerimi daha da pekiştirmeme, geliştirmeme vesile oldu.

Başarı için sanatın önemine ayrıca bir bölüm ayırması ise çok değerliydi. İnsanların kendisinde fark ettiği gözlem yeteneğinin tabloları detaylarına dek incelemesi sebebiyle geliştiğini ifade ediyor.  Kurmuş olduğu holdinge ise rönesans dönemi sanatçılarından ünlü ressam Dosso Dossi’nin ismini vermesi de aslında sanata ne denli değer verdiğini gösteriyor.

Müzik ruhun gıdasıdır sözü hepimizin malumudur ancak sanat da bir yaşam derinliğidir desem yeridir. Çölleşen ruhlara yağmur, karanlığa gömülmüş zihinlere şafak misali, adeta karanlığın en koyu bastırdığı tan vaktinden hemen sonra ki doğan güneş ışıklarıdır.

ORGANİZASYON KÜLTÜRÜ – NAOMI STANFORD

Toplum kültürünün bir altı olan örgüt kültürü açısından değerli bir kaynak.

Naomi Stanford’ın da yazdığı üzere: “Şirketlerin, kamu kurum ve kuruluşlarının kendilerine has inşa ettikleri bir kültürü vardır. Bir şirkete yeni giren, yeni bir iş stratejisi getirmek isteyen, ya da rakip güçlere veya başka etmenlere karşılık vermeye çalışan pek çok idari müdür organizasyonunun “kültürünü değiştirme” niyetinden söz eder, çünkü çoğunlukla “kültürü”, başarmak istediklerini kısıtlayan bir unsur olarak görür.”

Ancak sorun nerededir? Çünkü sürekli gelişmeyi, dönüşümü destekleyecek bir kültüre nasıl sahip olunur, yeni bir kültür yaratımının gerçekleştiği nasıl anlaşılabilir, farklı strateji izleme ihtiyacının doğumundan sonra mı başka bir kültüre gerek duyulacak ya da kültür tam olarak nedir?

İş dünyasının organizasyon kültürü üzerine üç perspektiften bütünleştirici perspektifi tercih ettiğini belirten Stanford Yüksek Lisans İşletme Okulu diğer perspektifleri ise ayrımcı perspektif ve parçalı perspektif olarak belirtiyor. Apple’ın “bir gizlilik kültürü yarattığı” söylemi, Walmart’ın “ihtiyar Walton’ın yarattığı yalınlık kültürü”nden dem vurması gibi.

Kültür ölçümüne değinen yazar bunu üç kıstasa dayandırıyor; nicel (anketlerdeki gibi), nitel (bire bir görüşme veya odak gruplarındaki gibi) ya da bu ikisinin bileşimi (karma yöntem diye bilinir) gibi.

Kültür başarıya erişimde bir yolun üzerinde bulunan çakıl taşlarını ayıklamada yardımcı etmenlerden bir tanesidir çünkü iş başarısının temelinde koordinasyon vardır ve kolektif iş birliği gereklidir. Sürdürülebilirlik doğru organizasyon kültürünü kurmada yatar. Kültür bir hap değildir doğal olarak uzun soluklu bir maratondur doğru ambiyans elzemdir. Dolayısı ile kültür oluşturulabilir, öğrenilebilir, korunabilir, aktarılabilir. Örüntü misalidir organizasyon kültürü.

Büyük şirketlerin yöneticilerinden değerli alıntılarla, desteklemelerle faydalı bir kitap.

UYUM SAĞLAMA YETENEĞİ (Sürekli Yenilenen İş Dünyasının Belirsizliğinde Kazanma Sanatı) – MAX McKEOWN

Linkedin’de şirketlerin 2020 yılında en çok aradığı beceriler listesindekiler; yaratıcılık, ikna yeteneği, işbirliği, duygusal zeka ve son olarak okuduğum bu kitabın da başlığı olan uyum sağlama yeteneği.

Bir stratejist gibi düşünür, bir inovatör gibi yaratır ve yüksek bir uyum sağlama yeteneğiyle, yüksek düzeyde bir başarıya odaklılıkla sınırları aşabilirsiniz diyerek kitabını bitiren yazar bunu şöyle formülize etmiş: İnovasyon + Strateji = Uyum Sağlama Yeteneği.

Aslolanın işaretleri okumayı öğrenmek, sonra da dalgaların sırtında daha iyi bir yere doğru yönelebilmek olduğunu belirten yazar bazı insanların başkalarına oranla uyum sağlama konusunda diğerlerinden üstün olduğunu belirtiyor. Polinezyalılar pusula veya seksant kullanmadan denizlerde dolaşabilen usta gemicilerdi, sebep ise dalgaların oluşturduğu kalıpları okumayı biliyorlardı. Okyanusta yollarını bulmak için kanonun sudaki devinimlerinden yararlanmışlardı. Günümüzde de her sektörün dalgaları kendine özgüdür. Dalgalar kontrol edilebilir değillerdir ancak onları arkanıza alarak daha hızlı yol alabilirsiniz. Dalgalarla dans etmek bir esneklik ve güç bileşimi ister. Karşıdan gelecek olan neredeyse belirsizdir. Bunlara istinaden uyum sağlama yeteneği, seçilen yön kadar önemli olup hız ve cesarette gerektirir.

Darwin sözünden yararlanan yazar: “Hayatta kalmayı başaran türler ne en güçlüler ne de en akıllılardır. Hayatta kalmayı başaran türler değişime en iyi şekilde uyum sağlayanlardır.”

Sosyal değişimin sonu olmadığı gibi kendini yenilemesini bilen kişiler dirençlilik vasfına sahip olurlar. Her durumun belli bir açıdan farklı olduğu doğrudur.

Bütün başarısızlıkların aslında uyum sağlama başarısızlığı olduğu da bir gerçektir. Başarısız bir sistem aynı zamanda uyum sağlama bakımından yetersiz demektir.

Durumlarda, niyet ve eylem arasında kronik bir uyumsuzluk meydana gelebildiğini belirten yazar ekliyor: “İnsan beyni ve insan toplumu esnektir, kendini yeni baştan düzenlemek ve şekillendirmek için aktif çaba harcar. Bizim adına rekabet dediğimiz şey de bunun bir parçasıdır; büyük resme bakınca, yeni formlara adapte olma konusunda derin ama kusurlu bir yeteneğimizin olduğunu görürüz.”

Değişim her zaman kaçınılmazdır, ama ilerleme değil. İlerlemeyi mümkün kılmak ise, adaptasyon ve uyum sağlamak ile doğru orantılıdır.

KRİZ YÖNETİMİ – RICHARD LUECKE

Günümüz dünyasının birbirine bağımlı kapitalist ekonomilerinin paradoksu olan kriz her kurum için karşı karşıya kalınabilecek bir durumdur. Önemli olan da krizlerden kaçmak değil bunlarla yaşamayı daha doğrusu krizi parçamızmış gibi varlığını bilip, geldiğinde yönetebilmeyi becerebilmektir. En önemli fırsatlar da yine kriz anlarında oluşabilmektedir. Richard Luecke krizlerden korunmanın yöntemlerine değindiği bu kitap kendi açımdan çok faydalı oldu. Özellikle şirket yöneticileri için değerli bir kaynak. Kriz yönetimi, şirketlerin odak noktalarındandır. Aksi takdirde, herhangi bir yöneticinin zafiyeti sonucunda yıllar içinde birikmiş pek çok değer ve maddi unsuru bir anda yitirebilirler.

Tecrübenin fiyatının yüksek olduğunu belirtiyor yazar ancak bir gerçek de var ki, günümüzün geldiği gelişim noktasında krizlerin şirketleri yutması, zafiyetler yaşama kolay kolay yaşanabilecek durumlar değildir. Bir tek durum hariç: eğer şirkette denetim mekanizması çalışmıyorsa…

Ayrıca önceliğin insan olması da elzem. Yazarın da değindiği üzere: “Önceliğiniz insan olsun binaya, mala, şirketinizin ününe ve güvenilirliğine gelebilecek hasarın telafisi mümkündür. Ama müşteri ve çalışanların hayatları geri gelmez.” Kalite gelecek demektir. Bir şirketin yarınlarında en büyük güvencesi sunacağı kalitedir. Çünkü müşterileri daim olacaktır her ne koşulda olursa olsun.

Kriz yönetimi, kriz anında direkt müdahale gerektirir ve bunun için de acil eylem planları ve acil durum planlamaları gereklidir. Elbette krizlerin medyaya nasıl nakledildiği de önemli bir husustur. Yazarın da ifadesiyle: “Nasıl söylediğinizin, neyi söylediğiniz kadar önemli olduğunu sakın unutmayın.” Her bir kesime verilecek mesajların hazır olması gereklidir.

Kriz esnasında her şeyin rapor edilmesi gereklidir ki, başka zamanlarda bu raporlar deneyim olarak okunup, tecrübe baki kılınabilsin. Geçmişin ışığının yolumuzu aydınlatmada etkin kılınması, yarınlara kriz davetiyesi çıkarabilecek durumları da önceden öngörmemize yardımcı olacaktır. Geçmişin tecrübelerini yarınların ilerlemesinin hızını arttırmada ve duraksamalarda yerinde tedavi ile zaman kaybetmeden yola devam etmede kullanabilmenin farkındalığı ehemmiyet arz ediyor.

LİDER MARKALAR VE DÜŞÜK FİYAT REKABETİ – ADRIAN RYANS

Sürdürülebilir kalkınma açısından üretim süreçlerinde kaynak verimliliği büyük önem arz ediyor. Hedefte ise düşük maliyet, çok üretim, az tüketim, etkin rekabet gücü ve yaşanılabilir temiz çevre. Ancak benim değineceğim, kitabın da konusu olan düşük fiyat rekabeti. Kitap bu noktada ufuk açıcı oldu kendi adıma çünkü sığ bir alanda kalmayıp geniş perspektiften ele alıyor. Düşük fiyat rekabetinin meydan okumasından, bunun neden tehdit olduğuna, düşük maliyetli rakiplerin manevralarından, tehdidin gerçekçiliğine, pazarın fiyat değeri segmentindeki düşük maliyet rekabetine karşı koymasından, rekabetten kaçınma girişimlerine, liderliğe meydan okumalardan, tehditkar geleceğin getirilerine değin noktalara temas ediyor.

Neredeyse bütün sektörlerde, düşük maliyet rekabetinin giderek yoğunlaştığı bir gerçek. Avrupa, Kuzey Amerika ve Asya’nın gelişmiş ülkelerinde birçok sektörün liderleri, düşük maliyetli rakiplerin artan meydan okumasıyla karşılaşıyor. İç pazardan dışarıya doğru uzanmaya başlayan Hint ve Çin şirketlerinin belirli segmentlerde küresel liderler için ciddi bir tehdit oluşturabileceğine değinen yazar ayrıca; düşük maliyet rekabetinin her zaman var olduğunu, ancak bugün onun yeni iş kollarında ve yeni ürün kategorilerinde geçmişe oranla çok daha hızlı bir şekilde boy gösterişine tanıklığımıza değiniyor.

Adrian Ryans kitabında genel olarak, yerinde kararları zamanında almanın önemine değiniyor. Ayrıca şirketlerin düşük maliyetli rakiplerine en iyi şekilde karşılık verebilmek için gereken zor kararları almayı genelde oldukça geciktirdiklerini ve kimi zaman iş işten dahi geçtiğini belirtiyor. Geleneksel şirket yöneticilerinin düşük maliyetli rakipleri karşısında gecikmeli adımlar atmasını eleştiren yazar durumu Randy Bachman’ın 1979’lerdeki pop şarkısının şu sözleriyle anımsatıyor: “Daha hiçbir şey görmediniz.”

Dünyanın önde gelen şirketlerin politikalarında bulunan eksiklikler, geleceklerinin temeline döşenmiş birer dinamit görevi teşkil ettiğini ve hiçbir zaman geleceğin hakikatlerinden kaçınılamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyor.

30 GÜNDE MBA (İş Başarısı için Hızlı ve Kapsamlı Pazarlama Eğitimi) – COLIN BARROW

MBA eğitim disiplininin oluşmasına büyük katkı sunan bir kitap. Girişimciler ve yöneticiler için pazarlama konusunda Victoria’s Secret, match.com, TomTom, Pizza Hut ve Caterpillar üzerine vaka çalışmalarıyla örneklemler sunmakla beraber tüketici davranışlarından pazarlama stratejilerine, ürün ve servis yönetiminden reklam ve fiyatlamaya, pazarlama harcamalarından işin hukuki boyutlarına kadar A’dan Z’ye kapsamlı bir pazarlama eğitimi veriyor.

Pazarlama MBA’inin çekirdek disiplinleri olarak niteleyebileceğimiz eğitim müfredatında; pazarlamaya giriş, alıcı davranışı, pazarlama stratejisi, ürünler ve hizmetler, promosyon ve reklam, yer ve dağıtım, fiyatlandırma, pazarlama organizasyonunu yönetme, pazarlama matematiği, pazarlama ve kanun, pazarlama bütçesini ve planını hazırlamak ile muhasebe, finans, örgütsel davranış ve strateji konularına odaklanıyor.

Bu becerileri kazandırmakla sağlamak istedikleri yetkinlikler; kritik karar aşamalarında yönetim kademeleriyle etkili iletişim kurmak için gereken pazarlama analizini ve stratejik perspektifi kazanma, rakip analizleri ile pazarlama planlamasıyla kontrolleri sağlama, satın alma ile ortak girişim stratejilerinde etkin şekilde yer alabilme ve son olarak ise iş planlarıyla beraberinde finansal projeksiyonlar hazırlayabilme.

Her bir konu akabinde Colin Barrow’un sunduğu çevirim içi öğrenme kaynakları ise fazlasıyla yarar sağlıyor.

PARAVATAN (Neden Dünyayı Hırsızlar ve Dolandırıcılar Yönetiyor) – OLIVER BULLOUGH

Araştırmacı gazeteci Oliver Bullough, eskiden para çalmanın bir sınırı olduğunu, bir noktadan sonra istiflenen paraların ya odalardan taşacağını ya da farelere yem olacağını belirttikten sonra eklediği de üzere artık hırsızlar daha büyük hayaller kurabilir. Bu hayallerin sebebi ise Paravatan, yani offshore hesaplar. Kendisi de kitabında Avrupa ve Birleşik Devletler’ in “saygın” kurumlarının nasıl birer kara para aklama üssüne dönüştüğünü anlatıyor.

Kitapta değindiği ilginç bulduğum noktalardan biri ise Birleşik Krallık, Londra’da bulunan Woodberry Grove’daki 2 numaralı ev binlerce şirkete bir veri tabanına göre 16.551 şirkete ev sahipliği yapmış. Dolayısı ile burada sadece bir şirket değil; zenginlerin ve iktidar sahiplerinin sırlarını saklayarak bütün dünyayı yoksullaştıran bir sistem var. Özellikle gelişmekte ve gelişmemiş ülkelerde “yolsuzluk yapan devlet yetkilileri halka ait paraları çaldılar, yurtdışında biriktirdiler ve sırtlarını döndükleri ülkeleri hızla batarken onlar çaldıkları paralarla akıl dışı bir lüks içinde yaşadılar.”

Bilindiği de üzere; yolsuzluk, bir ülkenin tüm zenginliğini sömürür ve halkı muhtaç duruma düşürür. Kalkınmayı, güvenliği, istikrarı ve piyasalara olan güveni tehlikeye atar. Çağdaş bir toplumda bulunması en çok arzu edilen şeyi, hukukun üstünlüğünü derinden yaralar. Yönetmek yerine çalmak, vergi toplanılması gerekilen yerlerden rüşvet almak, izin veyahut ihale işlerini kendi yandaşlarına hediye etmek… Bu saydıklarım sebep, sonuç ise güvensizlik, zayıf ekonomi, ağır aksak bir demokrasi.

Bu zamanda hırsızlık yapıldığında çalıntı parayı kasada fareler kemirmiyor çünkü orada toplamak zorunda değilsiniz. Para tek bir tuş ile ülke dışına çıkarılıp istenilen yere gönderilebiliyor. Finansal anlamda bu, ne kadar çok yerseniz yiyin karnınızın asla doymaması gibi bir şey. Yolsuzluk yapanların ve rüşvet yiyenlerin doyumsuz olması ve süreklilik kazanmalarına şaşmamak gerek. Çalmanın sınırı yok. Misalen herhangi bir ev alım durumunda parayı havale ile Londra veyahut New York’a fazla soru sormayan bir emlak komisyoncusuna göndermek yeterli. Offshore hesap, istediğiniz her şeye anında sahip olabilmek anlamına geliyor.

TED GİBİ KONUŞ (Dünyanın En İyi Beyinlerine Göre Topluluk Önünde Konuşmanın 9 Sırrı) – CARMINE GALLO

Fikirler 21.yy’ın geçerli akçesidir diyen Carmine Gallo; kimileri fikirlerini sunmakta olağanüstü iyi olduğunu ve dünyanın büyük doğrularının, genellikle büyüleyici hikâyelerde saklandığını belirtiyor. Kitapta da verilen bir araştırmaya göre: “Hikâyeler duyduğumuzda beyinlerimizin daha aktif olduğunu keşfetmiştir. Madde işaretleriyle dolu çok sözcüklü bir PowerPoint slaytı, beynin, sözcükleri anlama dönüştürdüğümüz dil işleme merkezini aktive eder. Hikâyeler daha fazlasını yapar, bütün beyni kullanıp dil, duyusal, görsel ve motor alanlarını harekete geçirir.”

Etkili bir biçimde paketlenip sunulan fikirler dünyayı değiştirebildiğine göre dünyanın en iyi iletişimcileri tarafından paylaşılan teknikleri tam olarak tanımlamak, ağızları açık bırakan sunumlarını izlemek ve kendi izleyicimizi hayrete düşürmek için onların sırlarını kullanmak harikulade olacaktır. Konuşmalarında ki değere katma değer katmak isteyenler için verimli bir kaynak işlevi görüyor.

Herkesin hayatında bir dönem sorun haline gelmiş olan topluluk önünde konuşma ve sunum yapma noktalarına adeta iyileştirme yapabilecek düzeyde bir rehber işlevi görüyor.

Aristoteles iletişim teorisinin kurucularından biridir ve kendisi iknanın, üç unsurun temsil edilmesiyle oluştuğuna inanırdı; ethos, logos ve pathos. Ethos, güvenilirliktir. Bizler; başarılarına, sıfatlarına, deneyimlerine vb. saygı duyduğumuz insanlarla hemfikir olmaya eğilim gösteririz. Logos, mantık, veriler ve istatistik aracılığıyla ikna aracıdır. Pathos ise duygulara hitap etme eylemidir. Bunların harmanlanması ile ortaya sağlam bir yetkinlik çıkıyor.

KENDİ KENDİNE MBA – JOSH KAUFMAN

Yılların piyasa deneyiminin satırlara dökülmüş hali bir kitap ve geniş içeriğe sahip olmakla beraber kendini işletme, finans, satış, pazarlama ve yönetim konularında geliştirmek isteyen herkese değer katabilecek türden. Okulların öğrenme ihtiyacını öğrettiğini belirten yazar, “Modern eğitim yöntemlerinin insanların araştırma merakını tamamen öldürmemiş olması mucizeden başka bir şey değildir” sözünden hareketle sürekli farklı disiplinlerarası okumaların önemine, araştırma – geliştirmenin değerine atıfta bulunuyor.

Şirketler ve kişisel gelişim için önemli yol gösterici bilgiler sunuyor.

“İnsanların ne istediğini anlamadan değer yaratılamaz (piyasa araştırması). Müşterileri çekmek için önce onların dikkatini çekmek sonra da onların ilgilenmesini sağlamak gerekir (pazarlama). Bir satışı tamamlamak için, insanların önce sözünüzde duracağınıza güvenmesi gerekir (değer sağlama ve işlemler). Müşteri memnuniyeti, müşteri beklentilerinin fazlasıyla yerine getirilmesine bağlıdır (müşteri hizmetleri). Yeterince kâr elde etmek harcanan paradan daha fazla para kazanmayı gerektirir (maliye).”

“1960’lı yıllarda , Columbia Üniversitesinde araştırmacı olan Dr. Walter Wischel küçük çocuklara sistematik bir işkence uyguladı. Dr. Michel küçük bir çocuğu içinde sadece bir masa ve sandalyenin bulunduğu küçük bir odaya koyardı. Masanın ortasına büyük yumuşak bir şeker yerleştirir ve ardından çocuğa ‘eğer ben dönünceye kadar bekleyebilirsen iki şekerin olur’ diyerek odadan ayrılırdı. Sonuç şöyleydi: Bazı çocuklar araştırmacı odadan çıkar çıkmaz şekeri yedi. Bazıları ise şekerin kışkırtıcılığından kurtulmak için kahramanca bir çaba göstererek ne kadar acı verici olsa da dikkatlerini başka yöne kaydırdı ve büyük ödülü almak için bekledi. Dr. Mischel irade gücü ile başarı arasında bir korelasyona ulaştı. ‘Hazzı erteleme’ yeteneğine sahip olan çocuklar hem okulda hem de daha sonraki yaşamlarında daha başarılı oldu. ”

Bu alıntıyı paylaşmamın sebebi, başarıyı kaçınılmaz kılmak için bedel ödenmesi olmazsa olmazdır. Her şeyin bir zahmeti vardır, en basitinden lokmaların çiğnenerek yutulması gibi malum çiğnemekte bir zahmettir.

KANCAYA TAKILINCA – NIR EYAL

Müşteri bağlılığını arttırmaya çalışan şirket yöneticileri başta olmak üzere herkesin okumasında fayda olan bir kitap. Başarılı şirketler, insanlarla markaları arasında aidiyet duygusunu nasıl oluşturuyor ve insanların ellerinden bırakamadığı ürünleri nasıl yaratıyor?

Nir Eyal “Kanca Modeli” adını verdiği sistem ürünlere uygulanması durumunda müşteri davranışını ustaca teşvik eden 4 adımlı bir süreç ile açıklıyor.

Kitap alışkanlık yaratan ürünler nasıl geliştirilir sorusuna cevap vermekle beraber; ürün yöneticileri, tasarımcılar, pazarlamacılar, girişimciler ve ürünlerin davranışlarımızı nasıl etkilediğini anlamaya çalışan herkes için yazılmış, kalıcı kullanıcı alışkanlıkları yaratmak ve insanların sevdiği ürünler geliştirmek için uygulanabilir adımların yer aldığı bir kılavuz niteliğinde.

Kitap dipnotlarının en az kitap kadar değerli olduğunu düşünüyorum ve izleri sürülebilecek kalitede kaynak sağlayıcıları konumunda. Modern zamanın bize oynadığı oyunlardan birisi de artık imkanın bilgiye erişmek değil, o bilgiye erişmek için zamanımızı ve dikkatimizi harcamakla ilgili savaşta olduğuna değiniyor. Malum her ne kadar elimizin altında dünyanın en kolay ve neredeyse sınırsız bilgi kaynağı varken bu sefer onu hakkıyla kullanabilecek yetilerden silahsızlandırılmış gibiyiz. Blogger ve Twitter’ın kurucu ortağı Evan Williams’ın belirttiği gibi, internet “insanlara istediklerini vermek üzere tasarlanmış olan dev bir makinedir.”

Her gelen bildirim akabinde adeta zil çalınca ağzı sulanan köpekler gibi elimiz telefonumuza gidiyor ve bizden isteneni yapıyoruz. Kitabı sadece bu anlamda ürün geliştirilmesi noktasında değil bir kullanıcı olarak kendimizi nasıl bir batağın içinde olduğumuzu görmek içinde öneririm. Tweet atarken, hikaye paylaşırken, fotoğraf paylaşırken bunlar için harcanılan saatleri düşünmek gerek. Teknoloji şirketlerinin genelinin uyguladığı strateji: “Şirketler bir eylemin tekrar edilme olasılığını arttırmak için insan davranışının dayandığı iki ana makarayı yukarı çekerler: Bir eylemin kolaylıkla yapılabilir nitelikte olması ve bu eylemi yapmak için gerekli olan psikolojik motivasyonun varlığı.”

KURUMSAL KOBAYLAR – DAN LYONS

Teknolojinin değişim, dönüşümüyle Silikon Vadisindeki Netflix dahil çoğu şirketin yeni mottosu olan “Biz bir takımız, aile değil.” sözü aslında tam olarak yeni modern sömürü sistemini dolayısıyla da kitabın özetini bize sunmakta. Büyük şirketlerin yaptıkları acımasızlıkları, teknikleri ve testleri aktarması bakımından okunmaya değer bir kitap. Yazar, gençlerin çalışmayı hayal ettiği popüler teknoloji şirketleri başta olmak üzere günümüz iş hayatının karanlık taraflarını ele almış. Kenarda langırt masası, oyun konsolu var diye yüceltilen o yerlerdeki huzursuzluk üzerine.

İşyerlerinin şarlatanlar tarafından idare edilen bir psikoloji laboratuvarına dönüşmüş durumda olduğunu belirten kitapta, Stanford Üniversitesinden Jeffrey Pfeffer ise işyerlerinde artık eksik olan şeyin insanlık olduğuna dikkat çekiyor.

Psikolog Erich Fromm, 60 yıl önce yazmış olduğu Sağlıklı Toplum kitabında; kapitalizm ve otomasyonun bir araya gelmesi durumunda toplumda derin psikolojik yaralar açılabileceği ve toplu yabancılaşma, depresyon ve kültürel bir cinnet yaşanabileceği konusunda bizi uyardığını belirten Dan Lyons, “50 ya da 100 yıl sonra otomatonlar insan gibi hareket eden makineler ve makine gibi hareket eden insanlar yaratacak. Eskiden insanların köle haline gelmesinden çekiniyorduk, oysa asıl tehlike insanların robot haline gelmesidir.”

İnsanların işleriyle ilgili mutsuzluklarının bir kısmını şirketlerin onları sürüklediği saçma sapan, yapmacık duygusallıklarla dolu kişisel gelişim ve dönüşüm atölyeleri olduğundan bahseden yazar insanın kendini sorgulamasına neden olacak bir soru soruyor, “Eğer bu hayatımın son günü olsa, yaptıklarımla gurur duyar mıydım?”

Kitabın diğer bir değerli noktası ise dünyanın hissedar kapitalizminden paydaş kapitalizmine evrilmesini belirtmesiydi. Çıkmaz sokak olan hissedar kapitalizmi kar için her şeyi mübah görürken, paydaş kapitalizmi ise sürdürülebilirliği, çevreyi, doğayı, çalışanların yanında olmayı, değer göstermeyi öngörüyor.

Takdirlik bir örnek ise; Whole Foods ve Ben & Jerry’s gibi firmalara her gün 15 bin kilo brownie satan şirketin felsefesi: “Biz brownie yapmak için işe insan almıyoruz. İşe insan almak için brownie yapıyoruz.”

80 / 20 İLKESİ (Daha Azıyla Daha Çoğunu Elde Etmenin Sırrı) – RICHARD KOCH

İş dünyası ve kişisel gelişim birlikteliğinden doğan bir kitap ve okunması farklı bakış açıları kazandırıyor.

1987 yılında İtalyan ekonomist ve sosyolog Vilfredo Pareto, Lozan Üniversitesi’nde İtalya topraklarının %80’inin mülkiyetinin tüm İtalya nüfusunun yalnızca %20’sinin elinde olduğunu ifade etmişti. Bu kanıt, İtalya’nın (vergiye bağlı) servetinin %80’inin genel nüfusun beşte birine ait olduğu sonucunu ortaya koymuş ve akabinde bu durum hükümet tarafından en çok ilgilenilmesi gerekilen demografik özellik olarak kabul edilmiştir. Dolayısı ile, bulguları bugün 80/20 kuralı olarak da bilinen ampirik, istatiksel kural olan Pareto ilkesini ortaya çıkarmıştır. Richard Koch, sonuçların %80’inin sebeplerin %20’sinden kaynaklandığını belirtip o %20’yi bulmamız gerektiğini ifade ediyor ancak o zaman hayatlarımızın sonsuza kadar değişiklikler gösterebileceğini belirtiyor.

Pareto ilkesi, edeceklerimizin büyük kısmının gün içinde çok az eylemden ya da az ama öz eylemlerden ileri geleceğini savunur. Pareto ilkesinin etkililiği yaşamın pek çok unsurunda kendini kanıtlamış olduğu gibi bu durumu doğrulayan en ilginç örneklerden bazıları;

İş dünyasında Pareto ilkesi: belli bir firmada, tüm müşterilerin %20’si, toplam kârın %80’ini oluşturur.

Sağlık alanında Pareto ilkesi: Tüm hastaların %20’si, tüm sağlık harcamalarının %80’inin nedenidir.

Bilişimde Pareto ilkesi: Tüm yazılım hatalarının %20’si, tüm yazılım çökmelerinin %80’inin sorumlusudur.

Suç önlemede Pareto ilkesi: Tüm suçların %20’si, suçluların %80’i tarafından işlenir.

Pareto ilkesinin evrensel gerçekliği, mutlak 80/20 oranıyla temsil edilmesi gerekmemekle birlikte, günlük olarak hayatımızda yer etmesi gereken bir ilke ama aynı zamanda da bilinçsizce seçimlerimizi yönlendiren bir modeldir. Bir sahip olduğunuz kıyafetleri düşünün, bir de giydiklerinizi; aynı gömleği ya da ceketi sahip olduğunuz diğer gömlek ya da ceketlere göre kaç kere giyiyorsunuz?

Bununla ilgili örnekleri çoğaltabiliriz, mesela tanıdığınız insan sayısına karşı birlikte zaman geçirdiğiniz insan sayısı ya da telefonunuzda bulunan uygulama sayısına karşı bilfiil kullandığınız uygulama sayısı vs.

Pareto ilkesinden ileri gelen sonuçlardan birisi de yaşamdaki çoğu şeyin eşit şekilde dağılmamış olması ve kontrol altına alınmazsa eğer kaçınılmaz olarak giderek daha fazla zaman kaybettirici faaliyetler yapacağımız ve bunun da bizi giderek daha verimsiz sonuçlara götüreceğidir (Azalan Verimler Kanunu olarak bilinen bir etki).

Nihayetinde; değere çevrilebilecek özel bir alanda uzmanlık sağlamayı, entelektüel bilgi birikimine yatırımın ihmal edilmemesini, %80’lik sonuca götürecek %20’lik bilgiyi sürekli edinmenin önemi yadsınamaz.