
Sıradışı markalar ve şirketler oluşturmak için çok çalışıyoruz ancak çalışmalarımıza en büyük kaynaklık eden noktalardan birisi okumalarımız ve bu okumalarımızdan seçtiklerimizi sizlerle de paylaşmak istiyoruz. Yarar sağlamak temennisi ile.
DEVLET GİBİ GÖRMEK – JAMES C. SCOTT
Her ne kadar anarşist düşünür kimliğe sahip bir yazarın kaleminden çıkmış olsa da yazar aslında masa başında toplum mühendislik başarıları oluşturmaya çalışan sözde politikacılara, sadece her koşula ayak uydurmaya çalışan memurlara ve gerçekliği kendi vizyonlarına uydurmaya çalışan otokrat tek adam yönetimlerine sitem ediyor. Geçen yüzyılı odağına alan yazar, şehirleşme planlarının doğru uygulanması ile kalkınma programlarının doğru tespitinin önemine dem vuruyor. Her planlama ile her programda aslolan; yerel bilginin kullanılmasıdır, bilgi birikiminin göz ardı edilemez rolünü göz ardı eden baskın planlama zihniyeti, başarısız toplumsal kalkınma planlarının mimarlarıdır.
20.yy’da insanların yaşadığı büyük trajedilerden olan Çin’deki büyük atılım, Rusya’da kolektivasyon çabaları ve Tanzanya, Mozambik ile Etiyopya’daki zorunlu köylüleştirme uygulamalarında kaybedilen yaşamlar, telafisi olmayacak şekilde oluşturulan büyük hasarları yerinde görerek de deneyimleyen yazar, bunları dört bileşene bağlıyor. İlk bileşen; devlet yöneticilerinin kalifiyesi ve bu yöneticilerin hangi politikalara verdikleri önceliktir. İkinci bileşene yüksek modernist ideoloji tanımlamasını yapıyor ancak burada bilimden ziyade planlamalarda estetik kaygısı güdülüyor ve kontrol edilebilen mikro düzenlerin yaratılması durumu söz konusu. Verimden ziyade kontrol edilebilirliğin hakim olduğu toplumsal düzen – kısacası, şehirleşmeler arttıkça, ekonomik gelişim sağlandıkça, devlet kendi hakimiyetini de pekiştirmek için şehirleri ızgara şeklinde inşasını mecburi kılıyordu. Kapitalist girişimciler dahi planlarını hayata geçirebilmek için devlet müdahalesine başvuruyordu. Üçüncü bileşen; zor gücünün kullanımı ile yüksek modernist tasarımları inşa etmek isteyen otokrat devlet yönetimidir. Burada devletin ağırlıklı, baskıcı rolünü görüyoruz. Devrimci ruhların yükselmeye başladığı dönemdir. Dördüncü ve son bileşen ise, direnmekten aciz, yoksul bir toplum. Halkı sindirmeye endekslenmiş otoriter devlet karşısında halk mücadelelerinde başarısızlığa uğramış ve otokratlar tarafından çizilen yazgılarına mahkum edilmişlerdir.
Yerleşim birimlerinin küçük görülen köylülerin deneyimleri, pratik bilgilerinden yararlanarak kalkınma planları oluşturulup, uygulansaydı eğer çok şey değişebilirdi. Köylüler yıllarca bölgelerinde, gözlem alanında yetiştiklerinden ötürü tarlasının başında durmayan bir yetiştiricinin de araştırmacı bilim insanının da asla fark etmeyeceği şeyler bilecektir.
Bu denli masa üzerinde oluşturulan yüksek modernist planlamaların, otoriter güç tarafından desteklenmiş olmalarına rağmen neden başarısız oldukları altı çizilerek okunması gerekilen değerli aktarımlarda bulunuyor yazar. Modern dünyayı anlamak babında değerli bir kaynak.
Devletçi planlamaların başarısızlığa olan mahkûmiyet portresini çizen yazarın en dikkat çekici örneklerinden biri ise binlerce canlı türünü barındıran ormanlara “kereste fabrikası” gözüyle bakan Prusya devletinin yol açtığı sosyal ve ekolojik yıkımlardır.
Devleti hem özgürlüklerimizin hem de tutsaklıklarımızın zemini olan, tartışmalı bir kurum olarak belirtip, devlet yönetiminde orman biliminin mantığı, ticari sömürüyle hemen hemen aynı olduğunu yazıyor.
SÜPER ZEKA – NICK BOSTROM
Yapay zekanın imkân ve sınırlarına dair kapsamlı bir eser kaleme alan Nick Bostrom’ın temel iddiası, insani değerleri koruyacak bir süper zekâ geliştirmenin mümkün olduğu üzerine. Zekaya ayrı önem atfeden değerlendirmesi ise; gelecek doğal ya da yapay zeka fark etmeksizin kimin elinde olursa olsun zekanın evrendeki varlığının daim süreceğidir.
Transhumanizma ve posthumanizma’nın yakın gelecekte insan hayatına ne denli etkilerde bulunacağı, nasıl yön vereceği, nesnelerin interneti, 5G, cyborg, humenoid vb. birçok kavramın hayatımız üzerinde nasıl bir dönüşüme sahne olacağı, yapay zeka uygulamalarının ve nanoteknolojinin insan üzerindeki etkisi dahil bir çok konuya değinen değerli bir kitap. Bu noktada bizim de kendimize sormamız gereken doğru soru “Çağ değişiyor, peki ya sen?” Yapay zekanın hali hazırda insan zekasını geride bıraktığı bir gerçek. Kitapta ancak türsel bir yapay zekanın sevgi, nefret, gurur ya da benzer ortak insan duygularıyla hareket etmesini beklemek ve bunun sadece kasıtlı ve ciddi bir çaba gerektirmesi sonrasında gerçekleşebilecek olması hem büyük bir sorundur hem de büyük bir fırsattır diyor.
Teknik bir kitap olmakla beraber felsefi derinliklerde barındırıyor olması kayda değer.
Bugün büyük paraların döndüğü ve sıkı rekabetlerin sergilendiği küresel finans piyasalarında da yapay zekanın hakimiyetini arttırdığını görüyoruz. Malum süper zeka tanımında da belirtildiği üzere “insanların bilişsel performansını her alanda katbekat aşan her türlü zeka.” Gelişim süreklilik arz eden bir durum olması hasebiyle, kusursuz işleyen şeyler elde etmeden önce, kusurlu işleyen şeylerin edinimi kaçınılmaz.
Nick Bostrom’un anlamlı tespiti, “İnsanlığın dünyadaki egemen konumunun esas nedeni beyinlerimizin diğer hayvanlarla kıyaslandığında birazcık daha fazla yetiye sahip olmasıdır.” İlerlemenin sağlanması için isteklerimizin birbirine müdahale etmekten ziyade birbiriyle bütünleşmesi gerekir.
YAŞAMSAL ZENGİNLİK YARATMAK – DEEPAK CHOPRA
Sınırsız bir zenginlik tabiatımızda mevcut ve yapmamız gerekenin hafızamızı tazelemek olduğunu belirterek kitabına giriş yapan yazar, maddi evrenin bilgi ve enerjiyle şekillendiğini naklediyor. Rumi’nin, “Suların durulmasını izin verin, yıldızların ve ayın varlığınıza yansıdığını göreceksiniz” sözünün yansıması mahiyetinde bir kitap olmuş. Hayatın maddi zenginlik yaratmakla beraber aynı zamanda kişinin yüreğinin de zengin olması gerektiğine dem vuran bir kitap.
Doğa misali, sessizlikte eylem için potansiyel vardır ve hareketin dinamosu sessizliktir, sessizliğin artması ile hareket artması arasında paralellik olduğunu belirtiyor yazar. Yaşadıklarımız bir şeye ne ölçüde dikkat verdiğimizin bir tezahürüdür vurgusu değerliydi.
SİSTEM ÇARESİZ EĞİTİM SİZDE – ERHAN ERKUT
Erhan Erkut Hoca, gerek yazıları, gerek gençlerle yaptığı YetGen çalışmaları, gerek girişimci programları ve gerekse yayınlarındaki heyecanıyla kötü giden eğitime bir olumlu etki oluşturma gayretinde. Kitabı şahsınız için olmasa dahi en azından yarınlarımızın teminatı çocuklar için bilinç oluşumu için okumak kayda değer.
Kitapta eğitimin tarihine, neden insan yetiştirdiğimize, eğitimdeki değişim tetikleyicilerine ve boyutlarına, alternatif eğitim kurumlarına, üniversitelerdeki sorunlara odaklanırken bunlara ülkemiz ve dünya eğitim sistemlerinden örneklemeler sunması çok değerli. Son bölümde ise paydaşlar noktasında tavsiyeler naklediliyor.
Altı çizilecek bahsi geçen noktalardan biri: kuşaklar geleceğe emin adımlarla yürümeye çalışmanın güç olduğunun farkındalar ancak mevcut belirsizlik kavramı da göz önünde bulundurulduğunda, belli olmayan bir geleceğe emin adımlarla yürümeye çalışmak, ayakta kalmaktan daha zor.
Bugünkü okullar ile hapishaneler arasındaki çarpıcı benzerlikler üzerine yazdıkları önemliydi.
Öğrencilerin bireysel yeteneklerinin analiz edilip güçlendirildiği bir eğitim tasarısı fikrinin geleceği yeniden şekillendirebileceği söylemi önemli idi çünkü; saatler içinde fikirlerin değişip geliştiği bir dünyada eğitim reformunun, bireyin ve toplumun hızlı entegrasyonu ile mümkün olabileceğini savunurken, coğrafi farklılıkların eğitim alanında sorun teşkil etmeyeceğini, etmemesi için herkesin elinden geleni yapması gerektiğini dile getiriyor.
ÖMRÜMDEN UZUN İDEALLERİM VAR! – SUNA KIRAÇ
Kitabının girişinde hayatı bir MR makinesine benzeterek, belirsizlikle dolu bir tünel ve kimi zaman huzur, kimi zaman patırtı gürültü içinde geçen bir yaşam benzetmesinde bulunuyor. Sayfaları ardı ardına geçince idealist ve sanatsever bir kadının hayat öyküsünün derinliklerine şahitlik ediyorsunuz.
“Koç kültürü” diye tabir edilen ve Koç topluluğunun kolektif hafızasının oluşumu için, topluluk içi kurumsallaşmada en belirgin özelliklerden biri her şeyin yazılı olarak kayıt altına alınmasıymış. Şirket içerisinde haberleşme kayıtlarının tutulması amacıyla kişiler arası mektuplaşma olurmuş ve Suna Kıraç, İnan Kıraç’a gönderdiği bir mektubunda; Türkiye gibi ekonomik ve politik platformu kaygan bir ülkede, birtakım işlerin kısa zamanda düzeleceğini beklemek hayal olur” diyor. TEGV’nı kurarak ülkenin gelişim noktalarından biri olarak gördüğü eğitim konularına öncelik vererek elini taşın altına koyması bundan olsa gerek. Kendisinin de naklettiği üzere; “Ekonomik zorluklar aşılır, siyasi krizler çözümlenir ancak çocukları harcanmış bir toplumu onarmak mümkün değildir.”
Şirket yönetiminde babası Vehbi Koç ile ortak başarılarından biri şirketlerinin başına en iyi, doğru kişileri seçebilme becerilerindeydi. Yöneticileri şirkete ortak ederek aynı zamanda aidiyet duygularını da geliştirerek bağlılıklarını arttırmaları önemli bir nokta.
Elinde bulunan maddi imkanlarla ülkeye kazandırdığı kurum ve kuruluşların yanı sıra hayat öyküsünde; çocukluk çağından ilkokulu sıralarına, lise yıllarından gençliğine, evlilik döneminden iş hayatına, yaşadığı ve edindiği tecrübeleri sade ve anlaşılır bir dille okuyucuya akarmış 300 sayfalık değerli bir otobiyografi.
HİPER – BAĞLI BİR DÜNYADA İTİBAR STRATEJİSİ VE ANALİTİĞİ – CHRIS FOSTER
Bilginin üzerimize saat, gün, ay fark etmeksizin yağmur misali yağdığı günümüzde bilgiye erişimi, kişilere erişimi, kurumlara erişimi ciddi anlamda kolayca sağlayabiliyoruz. Üstelik bunlar için yardım almadan kolayca birkaç işlemle halledebiliyoruz. Ancak bir durum var ki, yıllarca kat üstüne kat çıkma misali bin bir emekle kurulan şirketler itibarlarını saniyeler içerisinde kaybedebiliyor. Şirketlerin kaybettikleri itibarlarını nedenlerine bağlı olarak geri kazanması her ne kadar olanaklara tabi olsa da kolay olmayabiliyor. Chris Foster’ın 20 yıllık deneyimlerinin süzgecinden geçirerek aktardıkları, bu denli birbirine bağlı teknoloji dünyası üzerine paylaşımları önem arz ediyor. İtibar tanımı mukayyetinde; kurumsal davranışların, değerlerin, aksiyonların bir sonucudur ve en önemlisi ise rekabetçi dünyada avantaj yaratan ve onu sürdürülebilir kılan bir dizi bilimsel süreç vasıtasıyla türetildiğini belirtiyor yazar. Bu noktada veri akışının önemi ortaya çıkıyor. Veriden değer çıkarmanın önündeki engelin teknoloji değil, kurum kültürü olduğunu da unutmamak gerek. Dünyanın global bir köy olduğu gerçeği yadsınamaz bir şekilde izahatları ile yapılmış. Düşünmeye yönelten bir soru ise, değişimin kendisi olmak istiyor muyuz yoksa başkalarının sektörümüzü değiştirmek için yaptıklarını izleyen konumda kalmak mı? Malum durduramayacağımız bir değişim gerçekleşiyor.
KENDİ İŞİNİZİN PATRONU OLUN – JEFFREY J.FOX
Okulunun yanı sıra hem parasını kazanmak isteyen hem de çalışmaya hevesli bir çocuğun gazete satarak çıktığı yolculukta, hayatındaki metaforlar sayesinde, işletmeler ve iş planları hakkında bilgiler sunan bir kitap. Yalnız gazete satmanın yanı sıra satışlarda gösterdiği yaratıcılıklarla nasıl kendi imzasını oluşturduğunu gösteriyor. Bunlardan bir tanesi ise, yağmurda gazetesi ıslanan bir müşterisinin kapısına gazetesini bırakırken üzerine not yazarak müşterisinin haftalık ödemesinde ıslaklıktan ötürü ıskonto yapması ve bunun müşterilerde yarattığı etkinin kendisine kazandırdığı değerliydi. O kadar gazete satıcısı çocuk arasından girişimciliğiyle, özverisiyle ve özsaygısıyla hareket etmesi daha sonra onu bambaşka noktalara getiriyor.
SINIRSIZ ZİHİN – JO BOALER
Öğretmenlerin tek kalıp insan yetiştirmekten öte belirsizlikleri benimsemeleri, bir şey bilememe ve hata yapma konularında tolere olmaları gerek ki, her sene milyonlarca çocuğun öğrenme heyecanıyla başladıkları okullarında, ötekiler kadar zeki olmadıkları fikrine kapılarak hayal kırıklığına uğramasınlar.
Yazarın Stanford Üniversitesi’nde matematik eğitimi profesörü olduğundan ötürü tamamen yapılan araştırmalar doğrultusunda bilimsel temellere dayanarak yazmış olduğu bu eserinde; bir alanda başarılı olarak görülen insanların o tür bir beyine sahip olduğu tezlerini çürütüyor kitabında. Yazar insanların istedikleri alanda kendilerini geliştirme yoluyla, yeni nöral yolların keşfedilmesine izin vererek doğuştan gelen farklılıkların gölgede kalacağını bilimsel veriler ışığında kanıtlıyor. Hiç kimsenin belirli bir konu için ihtiyaç duyduğu beyinle doğmadığını ve herkesin ihtiyaç duyduğu nöral yolakları geliştirmesi gerektiğini aktarıyor. Beynimizin “sabit” olmadığını; her an değişim, büyüme, adaptasyon ve yenilenme döngüsünde olduğunu ortaya koyan ‘Sınırsız Zihin’, her birimizin sınırsız potansiyele sahip olduğunu kanıtlaması ve daha da önemlisi bunu nasıl başarabileceğimize dair stratejiler geliştirmesiyle okunmaya değer bir eser. Eserini on iki farklı yayıncıya gönderip reddedilen ancak şimdi tarihin en başarılı yazarlarından biri olan J.K.Rowling’in deyişiyle; “Öyle ya da böyle bir şeyde başarısız olmadan yaşamak imkânsızdır; tabii neredeyse yaşamamış sayılacak kadar dikkatlice yaşarsanız o başka, ama o durumda zaten baştan kaybetmişsinizdir.”
ALİBABA’NIN DÜNYASI – PORTER ERISMAN
Her olaydan ders çıkarılması gereken bir başarı hikayesinin portresini çiziyor eserin sahibi, aynı zamanda da Alibaba kuruluşunda, yükselişinde etkin rol oynayan eski yöneticisi. Okunmaya değer, girişimciler için adeta ders kitaplarından biri konumunda.
World Economic Forumu 19’nda sahne alan Alibaba kurucusu Jack Ma, iş dünyası ve başarı üzerine değerli detaylar paylaştı. “Yarının uzmanı yoktur, ancak dünün uzmanları vardır” sözüyle, girişimcilik cesareti ve inovasyon üzerine derin bir mesaj verdi. Kendisinin hayat hikayesinde de anladığımız malum yazarında söylediği üzere, “İnsan bir tavşan kadar hızlı koşmalı ama bir kaplumbağa kadar sabırlı olmalı.”
Jack Ma: “Hayallerinize inanın, iyi insanlar bulun ve müşteriyi memnun ettiğinize emin olun. Çin’e profesyonel yöneticiler yollayan bir sürü Amerikan şirketi gördüm. Onlar Amerika’daki patronlarını memnun ediyorlar ama Çinli müşteriyi değil ve böylece başarısız oldular.” Bu söylemlerin o gün, o salonda birisi tarafından hızlı hızlı not edildiğini belirten yazar, o kişinin Amazon CEO’su Jeff Bezos olduğunu belirtiyor.
7 ay sonra ise WSJ’ye Jeff Bezos verdiği bir röportajda “Çinli müşterilerini memnun etmek yerine Amerikalı patronları memnun etmeye uğraşmanın bir hata olduğunu” gördüklerini açıklaması, yazarın kaleminden Jeff Bezos, Jack Ma’ dan bir şeyler öğrenmişti.
Jack Ma, adeta telkin derecesinde belirttiği üzere; “Bugün zordur. Yarın daha zordur. Yarından sonraki gün güzeldir. Ama şirketlerin çoğu yarın gece ölür ve ertesi gün güneşin doğduğunu görme şansını bulamaz.“
Yazarın kitabında bilhassa üzerinde durduğu bir konu var ki her şirketin şartsız koşulsuz dikkat etmesi gereken bir nokta; meritokrasi konusu. Kelimenin diğer bir manası ile her koşulda liyakata değer, geleceğe yürümenin mihenk taşlarını oluşturur.
İŞ ÜRETİM MODELİ – ALEXANDER OSTERWALDER, YVES PIGNEUR
Alan fark etmeksizin iş dünyasına girmek isteyen herkesin okumasında yarar göreceği bir kitap. Eski iş modellerinin yeni nesil şirketlerin oluşumunda nasıl değer üretim sıkıntısı oluşturduğuna değinen yazarlar, geleceği dizayn etme vizyonu benimseyen şirketler ve kural koyucular için bir başucu kitabı hazırlamış. Özellikle girişimciler için bir fikri hayata geçirmeden önce temel oluşması babında okunması elzem.
