
Kat üstüne kat inşa etme, diğer bir anlamıyla yeni şeyler öğrenme süreçlerinde izlediğimiz yollar her daim öğrenme yeteneğimizi daha da geliştirir. Bir şey üzerine derinlik kazanmak istediğimizde, bir ders kitabı okuruz veyahut öğrenene kadar alakalı kitaplar ile çevirimiçi kurslar izleriz. Lakin Tara Westover’ın Educated (Türkçe çevirisi adı ile: Talebe) kitabı, insanın kendi kendine öğrenme yeteneğinin de ötesinde değer addediyor.
Birleşik Devletler, Idaho eyaletinde 7 kardeşten en küçüğü olan Tara Westover; katı muhafazakar bir baba, şifa dağıtıcı bir anne, psikopat bir büyük erkek kardeş ile Mormon inancına sahip bir ailenin mensubudur. Babasının hükümet hakkında çok yaygın olmayan görüşleri vardı. Kıyametin geldiğine, ailenin sağlık ve eğitim sistemleriyle mümkün olduğunca az etkileşimde bulunması gerektiğine inanıyordu. Hatta öyle ki, tuvalet çıkışında ellerin sabunla yıkanılması günah olarak görülüyor, kadınların açık giyinimine karışılıyor, çocuklara kimlik çıkarılmıyor, devlet eğitimine karşıtlık, çok eşlilik konuları hakimdi. Nihayetinde, 17 yaşına kadar bir sınıfa adım atmadı ve büyük tıbbi krizler hastanede tedavi edilmedi (annesi bir araba kazasında beyin hasarı geçirmesine rağmen asla tam olarak iyileşemedi).
Tara ve altı kardeşi küçük yaşlardan itibaren babalarının hurdalığında çalıştıkları için hiçbiri uygun bir evde eğitim görmedi. Kendi kendine matematik öğrenmek zorunda kaldı ve Brigham Young Üniversite’ne kabul almak adına yeterince iyi yaptığı ACT (Birleşik Devletler’de üniversiteye girişler için kullanılan standartlaştırılmış bir test) için kendi kendine çalıştı. Sonunda ise, Camridge Üniversitesi’nden tarih doktorasını aldı. Educated adlı kitabı değere katma değer katan bir hikaye ve New York Times’ın tepesinde, en çok satanlar listesinde neden bu kadar zaman harcadığı anlaşılabiliyor.
Uzunca bir müddet nüfus ve hastane kaydı olmadığından resmi olarak varlığı bilinmemiş, okula hiç gönderilmemiş, haliyle eğitimden ciddi anlamda yoksun kalmış Tara, babasının en uç inançlarından bazıları hakkında yazarken dahi katiyen acımasız değildir. Annesi ve babası da dahil olmak üzere tüm aile fertlerinin enerjik ve yetenekli olduğu açık. Fikirleri ne olursa olsun, onların peşinden gitmiş olmaları en büyük tezahürüdür. Tara dahil yedi Westover kardeşinden üçü evi terk etti ve üçü de doktora derecesi aldı. Bir ailede üç doktora, daha geleneksel bir hane için dahi dikkate değerdir. Sanırım çocuklara bir dereceye kadar dayanıklılık veren ve sebat etmelerine yardımcı olan bir şeyler olmalı. Babası çocuklara öğretebileceği her şeyi öğretti ve Tara’nın başarısı da bunun bir kanıtı.
Okulla ilişkisinin olmamış olmasından ötürü dünya görüşü tamamen babası tarafından şekillendirildi. Komplo teorilerine inanıyordu ve BYU’ya gitmenin akabinde, babasının gerçek olarak sunduğu şeyler hakkında başka bakış açılarının da olduğunu fark etti. Örnek verecek olursak eğer, sanat tarihi profesörü ondan bahsedene kadar Holokost’u hiç duymamıştı ve kendi fikrini oluşturmak için konuyu araştırmak zorunda kalmıştı.
Tara’nın kendi dünya algısına güvenmek için okulda felsefe ve tarih okuması etkileyiciydi. Onun deneyimi, herkesin ebeveynleriyle birlikte yaşadığı bir şeyin aşırı bir versiyonudur. Çocukluğunuzun bir noktasında, her şeyi bildiklerini düşünmekten onları sınırlı yetişkinler olarak görmeye geçersiniz. Tara’nın bu süreç yüzünden çok zaman ailesinden ayrı kalması üzücü bir durum olsa da içsel mücadelesi, kendini yeniden var etme/bulma çabası ile beraberinde yaşadığı dağın ötesini bilmeden başlayan yolculuk hikayesinin profesörlüğe evrileceğine kendi dahi inanamayan otobiyografisi ilham verici.
Bir erkek kardeşinin elinde maruz kaldığı fiziksel istismar da dahil olmak üzere, çocukluğunun travmalarını çok iyi naklediyor. Bir zamanlar ne kadar saf olduğu hakkında bu denli kendini içten aktarımı etkileyici, malum çoğumuz kendi cehaletimiz hakkında konuşmayı zor buluyoruz, kaçınıyoruz.
“Eğitimin, bazı insanların diğer insanları boyun eğdirmek için kullandığı bir sopa haline gelmesinden veya insanların kendini beğenmiş hissettiği bir şey haline gelmesinden endişeleniyorum.” sözünün manası çok değerli.
Eğitim hakikaten sadece kendini keşfetme süreci; bir benlik duygusu ile beraberinde ne düşündüğümüzü geliştirmedir. Bu geliştirme sürecinde ortaya çıkan değerler ve bu değerlerin bilincinde, bilginin değerinin farkında olmakla hayatı anlamlandırabiliriz.
Sonuç bağlamını yazarın sorduğu bir soru ile bağlayacak olursak eğer: “Kişinin aldığı ilk şekil, gerçekten tek şekli miydi?”
Yoksa eğitim, bir oyun hamuruna ilk kez dokunan elin verdiği şekil misali insanları biçimlendiren o el miydi?
Dünün, hayatlarda karanlığı aydınlatan yolun kenarlarında bulunan fenerler misali tekabül sağlamasıyla, bugünün koşulları karşısında ise sağduyuyla ve yarınlara ilgi, alakayla…
Tara’nın kendini keşfetme süreci, Educated (T.Ç: Talebe) kitabında güzel bir şekilde yakalanmıştır.
Eğitim sıralarında kendilerini yarınlara yetiştiren ülkemiz öğrencileri noktasında temennimiz, hayatın içerisine kendileri için gizlenmiş olan hediyeyi keşfetmeleridir. Bu keşfediş süreci ise eğitimledir. Dolayısı ile, dayatmacı eğitim politikalarından ziyade esnek, mentor görevi üstlenecek öğretmenler, bilgiyi değil doğru bilgiye erişimin yollarını sunabilecek müfredat ve yapıcı politikalara ihtiyaç vardır.
Öğrenciyi sindiren değil, öğrenciyi bir çiçek misali açabilecek, yeşertebilecek ve ondan verim sağlayabilecek eğitim programlarını yeniden tanımlamamız gerekir.
Hangi türden kitapların takipçisi, hoşnutu olursanız olun herkesin beğeneceği, ilham alacağı türden bir kitap.
